Simsiyah tüyleri vardı. Oldukça iri gözleri de kömür karasıydı. İşte bu yüzden ona Kömür diyorlardı. Elleri ayakları kocaman , ağaçların yüksek dallarına uzanacak kadar uzun boyu ve kolları ile bizim Tombişcin’in ormanında bir o yana bir bu yana koşturup duran şu ayıya bir bakın . O kadar hayat doluydu ki. Ormandaki arkadaşlarıyla çok güzel bir yaşamı vardı.
Kömüre ait söyleyeceğimiz iki şey var. İlki , ne yazık ki Kömür’ün gözleri görmüyordu. Doğduğundan beri gözleri kördü. Ama bu onun için engel olmaktan çoktan çıkmıştı. O bu haliyle yaşama sımsıkı tutunmuş ve halinden asla şikayetçi olmamıştı. Ara sıra kendi durumuyla ilgili şakalar yapar herkes üzgün bakarken o kahkahaları basar kendiyle dalga geçerdi. Hatta bir keresinde arkadaşlarının eşyalarına görmediği gözleriyle ,bekçilik yapmayı bile teklif etmişti. Kör olduğu halde kendine çok güveniyordu. İkinci söyleyeceğimiz şey Kömür hiç rüya görmüyordu. Kendi ile ilgili en çok istediği şey rüya görmekti. Ama hiç görmediği için dünyayı hayal edemiyor, kafasında nesneleri şekillendiremiyordu. Onu üzen tek şey buydu.
İşte bu şekilde arkadaşlarıyla birlikte Sevgi Ormanında mutlu mesut yaşayıp giderlerdi. Ancak bu mutlulukları çok uzun sürmedi. Ne yazık ki kötü niyetli avcılar Sevgi ormanına gelmiş ,yakaladıkları hayvanları ya öldürmüş ya da kafeslere doldurup götürmüştü. İşte o kafeslere kapatılanlardan biri de Kömürdü. Uzun bir yolculuktan sonra kafesler gemilere transfer edilmiş ve uzun bir yola çıkılmıştı. Kömür hayatında ilk defa korkuyordu. Hiçbir şey görmüyor. Sadece sesler duyuyordu. Hırçın dalgaların gemiye vurmasıyla yalpalanan Kömür neler olduğuna anlam veremiyordu. Kömür etrafına hafifçe bağırdı
-Hey kimse yok mu? Heeeeeey!
-Be be ben buradayım Kömür. Kömür orman filinin sesini duyuyordu. Ancak yavru fil o kadar korkmuştu ki sesi zor çıkıyordu.
-Hey Sıska sen misin?
-Evet benim Kömür.
Bu arada herkes yavru file aşırı şişman ve iri olduğu için espri olsun diye bir lakap takmışlardı. Sıska diye sesleniyorlardı. Sıska da buna alışmıştı.
-Kömür benim dışında zil ve zurna da burada. Zil ve zurna iki maymundu. İkizlerdi. Sürekli konuşurlardı. Hiç susmazlardı. Ayrıca çok yaramaz maymunlardı. Ama tüm yaramazlıklarına rağmen her ikisinin de korkudan sesleri kesilmiş konuşamıyorlardı. Başka hayvanlar da vardı. Ancak hiç kimse ağzını açıp tek kelime etmiyordu. Girdikleri şokun içindeydiler hala. Arkadaşları avcılar tarafından öldürülmüş, hem de gözlerinin önünde. Adeta herkes donup kalmıştı. İçlerinde ilk sesi çıkaran Kömürdü.
-Nerdeyiz? Kim bu korkunç yaratıklar?
-Onlar yaratık değil Kömür? Onlar avcı insanlar.
Kömür yıllarca insanlar hakkında hikayeler dinlemiş ve bu hikayeler onda pek iyi izlenim bırakmamıştı. Hele avcı olanların hakkında duyduğu şeyler çok korkunçtu. Hayvanları öldürüyor. Kimini satıyor, ormanları ateşe veriyor, dünyayı her gün biraz daha yok ediyorlardı.
-Peki bize ne olacak ?dedi Kömür. Kimse bu soruya cevap veremiyordu. O sırada Bilge Aslan ağır ağır yerinden kalktı. O ana kadar hiç ses vermeyen Aslan sıkıntı ile gerinerek olduğu yerde etrafında dönerek konuşmaya başladı.
-Bunu söylemek istemezdim. Biliyorsunuz uzun zaman önce beni de yakalayıp bir sirk’e satmışlardı. Orada çok eziyet görmüştüm. Daha sonra sirkten kaçmayı başardım. Ancak bu sefer işimiz zor. Bu avcılar diğerlerine benzemiyor. Daha kötü daha acımasız. Bizi kafeslere koyup götürdüklerine göre, bazılarımızı sirklere, diğer bazılarımızı hayvanat bahçesine satmayı düşünecekler. Belki de bazılarımızı öldürüp derimizi dolduracaklar.
Herkesi bir korku sardı. En fazla da Kömür korkmaya başladı. Gözleri görmüyordu. Ya onu öldürüp kürkünü satarlarsa diye düşününce ödü koptu. Bu düşüncesini arkadaşlarıyla paylaştı.
-Hey çocuklar ya benim kör olduğumu anlarlarsa ,ya beni öldürürlerse … derken bile titriyordu.
Hayvanlar kendi aralarında konuşmaya ve bu konuda Kömüre nasıl yardım edeceklerini tartışmaya başladılar. Aslan bu konuşmaları düşünürken kafasını kaldırdı.
-Bize ancak bir kişi yardım edebilir, dedi.
Herkes birden sustu ve dikkatler Aslana çevrildi. Kim yardım edecek diye fısıldaşmalar başladı.
-Bize ancak yardım etse etse Ormanın cin’i Tombul yardım edebilir. Ancak ona haber vermemiz lazım. Yerimizi bildirmemiz lazım.
Herkes birbirine baktı. Ve kabul manasına başlarını salladılar. Avcılar aşağıya geminin mahzenine inmeden Tombul ile bağlantıyı gerçekleştirmeleri gerekiyordu. Ve bu işi tek yapabilecek olan kim? biliyor musunuz çocuklar?Sadece içlerinden birinde var olan bir güce sahip, Kömürdü. Kömür doğuştan görmüyordu. Ancak doğduğunda ormanın cini tarafından kendisine verilen hediye bir güç vardı. Kömürün o simsiyah tüylerle dolu kafasında 3 beyaz saç teli vardı. Bu üç tel sihirliydi. Her bir saç teli ile bir dileğini gerçekleştirecekti. Ancak bu gücünü hiç kullanmıyordu. Neden mi? Çünkü bunun için tüylerinden birini kopartmak gerekiyordu. Her bir kıl kopartılırsa Kömürün tüyleri beyaza dönecekti. Bunu Tombiş Cin kendisine söylemişti. Ama Kömür simsiyah tüylerini ve buna uygun ismini çok seviyordu. Düşünsenize çocuklar eğer her bir dilek için Kömürün tüylerini kopartsalardı, şimdi Kömür bembeyaz bir Kutup ayısına dönecekti. Ozaman ismi Kömür değil de ona Pamuk diyeceklerdi ki Kömür bu ismi hiç sevmezdi. Kendini kedi gibi hissederdi. Çünkü Pamuk kedilere verilen isimlerden biri idi.Dalga geçilmekten hiç hoşlanmaz, bu ona acayip sinir yapardı. Hem dilek dileseydi, gözlerinin açılmasını dilerdi. Ama o bu haliyle hem barışık hem de çok mutluydu.
-Ne dersin Kömür ,dedi Bilge aslan. Artık gücünü kullanma vakti gelmedi mi? Hepimizin sana çok ihtiyacı var. Kömür ilk defa bu konuda hiç tereddüt etmeden , Tabi hemen yapalım,dedi.
Bilge aslan hemen zil ve Zurnaya döndü. –Bu kopartma işini en iyi siz yaparsınız. Elleriniz buna müsait.
Daha demesine kalmadan Zil ve Zurna Kömürün başına atlayıp saçlarını yonmaya başladı. Kömür,
-aaaaahuh of anam yandım . Durun ya size bir beyaz tel saçımı çekin dediler. Hepsini yonun demediler. Zil ve zurna çekilince herkes Kömürün son halini görünce gülmeye başladılar. Kömürün kafasında üç beyaz telin dışında hiç tüy kalmamıştı. Kafası dazlak gibi açılmıştı. –Ya neden herkes gülüyor ,dedi kömür. Bişey yok dedi sıska sırıtarak. Bilge Aslan zil ve zurnaya dönerek-Artık şu işi doğru yapın. Sadece bir teli kopartın. Kömüre yaklaşan zil bu sefer usulca beyaz tellerden birini kuvvetlice çekti. Beyaz tel çekince ışıldadı. Bilge Aslan ,
-Hadi git sihirli tüy . Sevgi ormanına tombul cine haber ver, dedi.
Beyaz tüy havalandı mahzenden çıkıp gemiden uzaklaştı ve Sevgi ormanına doğru süzülmeye başladı.
Sevgili çocuklar biz şimdi Kömür ve arkadaşlarını yaptıkları yolculukta bırakalım ve Sevgi ormanında neler oluyor ona bakalım. Hadi hayal kuralım. Beyaz tüyün üstüne binip Sevgi ormanına beraber uçalım ne dersiniz. ?
Sevgi ormanı avcılardan sonra büyük bir yangın atlatmış, bir çok hayvan öldürülmüştü. Herkes acı içindeydi. En çok ta ormanın cini tombul üzülüyordu. Olan olaylara gereğince müdahale edememişti.Çok geç kalmıştı. Tüm hayvanlar toplanmıştı. Tombiş cin ve hepsi kara kara düşünüyorlardı. Orman zarar görmüştü. Ancak Tombiş cin bu konuda bişeyler yapabilirdi. Ancak ölen arkadaşlarını geri getiremezdi. Herkes yas içindeydi. Üstelik bir çok hayvan da avcılar tarafından yakalanmış ve gemilere doldurulup götürülmüştü. Ormanın cır cır Ağustos böcekleri Pançik ve Pinçik de kara kara düşünüyorlardı. Tam o sırada ormanın üstünde uçan Sihirli tüy yavaşça salına salına Tombiş ve arkadaşlarının tam ortasına indi. Tombiş şaşkındı. Hemen sihirli tüyü tanımıştı. Demekki kaçırılan arkadaşları hala hayattaydılar. Ve yardım için arkadaşları Kömüre ait olan bu beyaz sihirli tüy ile mesaj göndermişlerdi. Herkes o an birbirine baktı. Birden hüzünlü yüzler gülümsemeye başladı.Demek ki kaçırılan arkadaşları hala hayattalardı.
Tombiş havada süzülüp kendisine yaklaşan tüyü aldı. Tüy birden dev bir Anka kuşuna döndü ve oradakilere olan biteni anlattı. Tombiş ve arkadaşları bir plan yapmalıydılar. Hemen herkese haber verildi. Ancak tombiş cin bu işi tek başlarına halledemeyeceklerini biliyordu. Yardım gerekti. Hemen Sevgi ormanın yanıbaşında olan Lunaparka doğru gitti. Orada çarpışan arabalar ile hemen konuşması gerekiyordu. Arabaların lideri Dayı Lunaparkta baş köşede oturmuş yine tamponunu başkalarına sildiriyor ve etrafa emirler yağdırıyordu. Ama bu sefer daha önce akran zorbalığına uğramış olan arabalardan Minik’e çok iyi davranıyordu. Tombiş cin Dayıya yaklaştı. Dayıya olan biteni anlattı ve kendilerine katılmalarını istedi. Dayı hemen kabul etti. Birazdan ekibi toplayıp ormana geleceklerini söyledi. Tombiş cin sevinerek ormana kendisini bekleyen topluluğa döndü.
Dayı hemen Lunaparktaki ekipleri çağırdı. Yüksekçe bir yere çıkarak ;
- Evet arkadaşlar Kömür ve arkadaşlarının başına gelenleri duydunuz. Bu bir savaştır.
Tüm silahları kuşanalım. Sen Sert çocuk malzemeleri bagajıma hazırla. Sen Atlı karıncadakiSülüman hemen savaş boyalarını sür. Sen Minik savaş borusunu çal. Haydi aslanlarım gidiyoruz marş marş ileri!
Bizim sülüman savaş boyalarını sürünce bir at olmaktan çıktı bir zebraya benzedi. Yanlarına gelince Dayı şaşkın bir şekilde bu çizgili pijama da kim ,diye sordu. Herkes gülmeye başladı. Minik oradan seslendi. Sevgili dayıcım o bizim sülüman !
Tam hareket etmek üzereyken bizim dayının tamponu bagajla yere düştü. Dayı birden bağırdı.
- Hey sert çocuk. Ne koydun sen benim bagaja Aaaah! Gidemiyorum. Sert çocuk sırıttı.
- Eee sen silahları koy dedin ben de silah diye bizim boks makinasını koydum. Orada işe yarar diye düşündüm. Şeyyyyy bir de zincirli salıncakta arkada. Hihihihihih!
- Dayı kızgın bir şekilde ona baktı. Neyyyyse ,hadi bakalım İleriiiiiiMarşşş!
Ekip ormana ulaştı. Hemen tombiş cin başkanlığında bir toplantı yapıldı. Buna göre hemen yola koyulmalıydılar. Bu yolculukta sihirli dev anka kuşu onlara yardım edecekti. Kömür ve arkadaşlarına ulaşacak ve onları o zalim avcıların elinden kurtaracaklardı.
Eveeet sevgili çocuklar kömür ve arkadaşlarının bindiği gemi çoookuzak diyarlara ulaşmış ve bir şehrin limanına yaklaşmıştı. Gemideki avcılar yukarda tüm hayvanların hayvanat bahçesine satılacakları konusunda ortak bir karara varmışlardı. Hayvan kafesleri gemilerden indirildi ve büyük dev kamyonlara yüklendi. Oradan hayvanat bahçesine götürüldü ve teslim edildi.
Bu arada tombiş ve arkadaşları planlarını uygulamaya başladılar. Anka kuşu onları arkadaşlarına götürecekti. Ancak bunun için onun sırtına binmeleri gerekiyordu. Önce Dayı bindi. Dayıının içine, hatırlatayım Dayı Lunaparkta çarpışan bir arabaydı ,Tombiş cin , Pançik ve Pinçik , savaş boyaları süren zebra kılıklı at Tava sapı bindi. Minik ve sert çocuk Anka kuşunun ayaklarından birine tutundu. Minik de diğer pençesindeydi. Dev Anka kuşu havalandı ve arkadaşları Kömür, sıska,zil ve zurnaya doğru uçmaya başladı. O sırada Dayının bagajından inleme sesleri geliyordu.
-Aaaahuffffffıhhhhhh! Nefes alamıyorum yahu sıkıştım. Herkes boks makinası ile zincirli salıncağın bagajda olduğunu unutmuşlardı
,Görürsünüz hele burdan bir çıkayım bak ben sana ne yapacağım ezdin beni yaaa. Şu daracık yerde illa dönecem diye tutturdun. Bir rahat dur. Sesleri duyan Sert çocuk kikirdemeye başladı. Dayı ise ne olduğuna anlam veremedi.
Eveeet sevgili çocuklar ben bütün bu olayları nerden mi izliyorum? Tabi ki yine sihirli aynadan.. Hani pançik ve pinçik hikayesinde vardı ya . Aslında Lunaparkta da vardı. Hadi gelin yaklaşın hikayemiz devam ediyor. Seyredelim ne dersiniz?
–Sevgili Ayna hadi maceramıza devam edelim hepimiz bu masalın nasıl biteceğini merak ediyoruz?
Ayna hayvanat bahçesini göstermeye başladı. Zavallı hayvanlar her biri kendi hem cinslerinin olduğu ayrı kafeslere kapatıldı. Çok yabancıydılar bu ortama . Ormanda deli gibi özgürce koşturup duran bu zavallılar şimdi hapis hayatını yaşıyorlardı. Bizim Kömürü satın alan bahçe yetkilileri hala onun kör olduğunu anlayamamışlardı. Ancak beraber yaşayacağı ayılar hemen anladılar. Ve onunla dalga geçmeye başladılar. Özellikle bisiklete binmeyi seven ve sirkten gelen bir ayı vardı ki herkes ona Sepet derdi. Yürüdüğünde önüne engeller koyuyor, bisikletiyle ona çarpıyor ve düşmesine sebep oluyordu. Arkasından hepsi kahkahaları patlatıyorlardı. Tabi bizim kömüre bu ortam yabancıydı. Ormanda olsa her yeri bilir tanır ve koştururdu. Ama buradaki hayvanlar ormandakiler gibi değildi. Akran zorbalığı yapıyorlardı. Kömür çok üzgündü. Bir köşeye sığınıp öylece oturuyordu. Yemek yemiyor, su içmiyordu. Dğerlerine ne mi olmuştu. Zil ve zurna adlı iki maymun yan taraftaki kafesteydiler . İki yaramaz gelir gelmez kafesin altını üstüne getirmişlerdi. Sıska ise hiç mutlu değildi. Sevgili ormanından ayrılmış, o da çok üzgündü. Bilge Aslan ise gider gitmez kafesin hakimiyetini çoktan ele geçirmişti. Kimse ona saygısızlık etmeye cesaret edemedi. Çünkü ilk gidişinde onu kabul etmek istemeyen aslana güzel bir ders vermişti. Ama o da burada olmaktan hiç hoşlanmamıştı. Tombul’un haberlerini alıp almadığını çok merak ediyordu. Aslında hepsi merak ediyordu.
Anka kuşu şehre yaklaşmıştı. Küçük bir şehirdi. Yukardan bakıldığında hayvanat bahçesini ve arkadaşlarını çok rahat tespit etmişlerdi. Yavaşça bahçenin yakınına gece vakti indiler. Dayı hemen anka kuşunun sırtından indi . Pançik ve Pinçik ve Tombul cin uçarak hayvanat bahçesinin arka tarafında duvarlarının üstüne indiler. Offf çok yoruldum. Dedi Tombul. –Hey pançik ve pinçik kurtarma operasyonu başlamadan şu sırtımı bir kaşıyın bakayım. İkisinin de suratı düştü. İçlerinden ne zaman bu azap bitecek, diye birbirlerine baktılar. Diğerleri hayvanat bahçesinin batı kısmından başlayarak etrafı sardılar. Dayı, Sert Çocuk, Tava sapı,Minik, boks makinası ve zincirli salıncak diğer ekibi oluşturdular. Tombul yavaşca Bilge aslanın kafesine girdi ve ona yaklaştı. Bilge Aslan derin bir nefes aldı. –Oh çok şükür haberlerimi alıp geldiniz. –Tombul evet geldim ama tek değilim ormandakiler ve lunaparktakiler de bizimle geldiler. O zaman hadi başlayalım!
Bizim Kömür görmese de ortalıkta bir hareketlenme olduğunu fark ediyordu.
-pişşşt pişşşşt hey kömür biz geldik. Birazdan seni buradan çıkaracağız. Bu boks makinasının sesiydi. Kömür çok heyecanlandı. İlk defa Kömür gözlerinin görmediğine üzüldü. Arkadaşlarına yük olacaktı. Sonra birden aklına kafasındaki beyaz tüy geldi. Sadece iki sihirli teli kalmıştı. Birini artık kendi için kullanma vakti gelmişti. Veeee kopardı. Canı çok yanmıştı. Gözlerinin açılmasını diledi. Yavaş yavaş göz kapaklarını kaldırdı. Evet her şeyi görüyordu. Önce korku bastı içini. İlk defa dünyayı görüyordu. Sonra etrafına baktı. Şişman bisikletli ayı horul horul uyuyordu. Ona yaptıklarını hatırladı. Sürekli kör olmasıyla ilgili dalga geçmesi onu çok üzmüştü.
-Hey boksör kapıyı nasıl açıcaz.
-Sen merak etme .Şimdi hallederim.
Tek yumrukla kapının kilidini açmıştı. Kömür çıkmadan muzurluğu tutmuştu. Şaşkın bir şekilde uyanan şişman bisikletli ayıyı göstererek hey boksör bu benimle çok uğraştı napalım dersin?
-Öyle mi? Dedi boksör şişman ayıya yaklaştı ve onu bir hamlede yere serdi. Kömür :
-ama boksör bu yaptığın doğru değildi. Döverek intikam alınmaz ki çok yanlıştı. Ona engelli olmanın ne demek olduğunu anlatacaktın.
-Eee ozaman napalım
-Bi Dakka dedi Kömür. Bakıcı kulubesinden bir parça bez ve yapıştırıcı aldı. Baygın bir şekilde yerde yatan Şişman bisikletli ayının gözlerine bu bezleri yapıştırdı.
-Hihihihiihih. Bir süre bunları çıkartmak için epey uğraşacak. Ama en azından beni anlayacak, dedi Kömür.
-Dur dur dur bi Dakka ,dedi boksör sen görüyorsun değil mi?
-Evet dedi. Görmenin bu kadar güzel ve zor olacağını bilmezdim. Sihirli tüyümü kullandım .
Gürültüye bekçiler uyanmış koşmaya başlamıştı. Dayı arabasını gazlamış kapıda hepsinin çıkmasını bekliyordu. Tombul pançik ve pinçiğe bağırdı. Bekçilerden anahtarları alın ve tüm kapıları açın .
Dayı bağırdı kapıdan :-Sen zincirli salıncak bekçilere doğru git ve hızla dönmeye başla. Bagajımda yeterince tepindin durdun. Şimdi serbestçe dön artık.
Zincirli salıncak hızla dönerek bekçilere doğru yürümeye başladı. Ona çarpan her bekçi yere düştü. O sırada pançik ve pinçik hemen anahtarları aldılar. Tombul tüm kafeslerin kilitlerini açtı. Tüm hayvanlar dışarı dağıldılar. Zil ve zurna zıplaya zıplaya kafeslerinden çıkmış , bekçilerin kafasına uçup saçlarını yonmakla meşgulduler. Sıska ağır ağır kafesten çıkıp ön kapıya arkasıyla hafifçe dokundu ve kapı yıkıldı. Oradan tüm hayvanlar şehre dağılırken bizim ekip koşarak Bilge Aslanı almaya gittiler. Ama bulamadılar. Her tarafa baktılar. Geri dönmeye karar verdiler. Kömürü zil ve zurnayı sıskayı alıp ön kapıda bekleyen dayı ve minike doğru gittiler. Oraya vardıklarında Dayının için e oturan Bilge aslanı gördüler keyıfle yelelerını tarıyordu. Boşuna bilge aslan dememişler ona . Akıllı davranıp, herkesten önce kaçmıştı. Tombul sihirli gücünü kullanarak tüm hayvanları bir araya getirdi. Ve onlara ,-Ormanda yaşamak istermisiniz diye sordu. Bizimle dönmek istermisiniz?
-Hepsi bir ağızdan evet sizinle dönmek istiyoruz. Artık özgürlük istiyoruz.
O sırada boksör bağırdı. Hey arkadaşlar size bir müjdem var. Kömür artık her şeyi görüyor. Herkes şaşkın bir şekilde kaldı. Tombul ,- Sihirli tüyünü mü kullandın? –Evet dedi Kömür artık bende dünyayı görmek istiyorum.
-hımmm ozaman tek bir tüy kaldı değil mi? Kalan tek tüyü geri dönmek için kullan lütfen!
Kömür başında kalan son sihirli teli kopardı. Veeeeee herkes kendini Sevgi Ormanında buldu.
Ama nasıl ?
-Hahahhahaha Sevgili ayna bu gördüğüm ne ? bunlar ne halde ormana dönmüşler ?
Herkes kendine geldiğinde dayı en altta tombul onun üstünde pançik ve pinçik nerdeyse aralarında ezilmek üzere , minikin bagajına oturan sıska , boksörun kafasında dönen zincirli salıncak, zil ve zurna ağaçta asılı ama her ıkısının bır eline tutunmuş Kömür. Tabi bizim bilge Aslana hiçbir şey olmamış. Keyifle olanları izliyordu.
-Ahhhh uhhhhhh amaaaan yandıııım bagajım ezildiiiii,üstümden çekilirmisin, zincir senin benim kafamda ne işin var dönüp durma benimde başım dönüyor, göbeğim sıkıştı arabanın kapısına aaaaah, oh iyi oldu , imdaaat ! sesleri yankılanıyordu.
Birbirlerinin üzerinden yerlere yıkılıp yayıldılar. Sonra birbirlerine baktılar. Hepsi çok mutluydu. Kömür gören gözleriyle çok sevdiği arkadaşlarına bakıyordu. Sevgi ormanını bir kez daha da daha çok seviyorum, dedi. Ve birden ortalık karardı. Ve hızla yerinden doğruldu Kömür. Etrafına baktı. Sersemlemişti. Herkes işinde gücünde idi. Kafasını iki yana salladı. Aman allahım ben bir rüya görmüşüm. Demekkiş bu heyecanlı macera aslında bir rüya imiş. Demek ki ben aslında rüya görüyormuşum. Ellerini sevinçle çarptı. Aslında Sevgi ormanında olanlar Kömürün gördüğü bir rüya idi. Sevgi ormanına hiçbir avcı gelmemişti. Çünkü Sevgi ormanı dünyada hiç kimsenin bilemeyeceği bir yerdeydi .
Sevgili Ayna yine harika bir hikaye seyrettirdin bizlere teşekkür ederiz. Sen bir şey söylemek istermisin.
–Tabi dedi ayna
-Sevgili Çocuklar şimdiye kadar size 3 hikaye anlattım ve seyrettirdim. Her birinde çok ince mesajlar vardı. Onları anlamayı ve yorumlamayı size bırakıyorum. Hepiniz birbirinizi sevin ve saygıda kusur etmeyin. Engelli arkadaşlarınıza destek olun. Yaşlılara hürmet gösterin. Ve birbirinize zorbalık yapmayın. Hepiniz Sevgi içinde sağlıcakla kalın. Şimdilik hoşçakalın.