Küçük Prens Bölüm 1

Küçük prens

Alti yaşimdayken, ilk çagin ormanlarini anlatan “Gerçek Öyküler” adli bir kitapta çok güzel bir resim görmüştüm.
Bir boa yilani avini yutmak üzereyken resmedilmişti Işte bu çizimin bir kopyasi:
Küçük prens
Kitapta şunlar yaziliydi: “Boa yilani avini çignemeden, bütün olarak yutar ve hareket edemez hale gelir. Sonra da onu sindirebilmek için alti ay boyunca uyur.”
Bu orman maceralari üzerinde uzun uzun düşündüm, sonra renkli bir kalemle ilk resmimi yapmayi başardim. 1 No’lu resmim işte şöyle bir şeydi:
Küçük prens
Şaheserimi büyüklere gösterdim ve korkup korkmadiklarini sordum. Ama onlar:”Korkmak mi? Bir şapkadan niye korkalim ki?”dediler.
Oysa çizdigim resim bir şapkaya ait degildi. Koca bir fili sindirmekte olan bir boa yilanini çizmiştim ben. Neyse, büyükler anlayabilsin diye başka bir resim daha çizdim. Bu kez boa yilaninin midesindeki fili açik seçik göstermiştim. Şu büyüklere hep açiklama yapmak gerekiyor. Ikinci resmim ise şöyle bir şey oldu:
Küçük prens
Bu kez büyüklerin cevabi boa yilanini içten ya da diştan çizmeyi bir yana birakip, cografya, tarih, aritmetik ve gramerle ilgilenmemi tavsiye etmek oldu. Böylece alti yaşimdayken resim kariyerimi terk etmek zorunda kaldim. Ilk iki resmimin başarisiz olmasi beni hayal kirikligina ugratmişti Büyükler kendi başlarina hiçbir şeyi anlayamiyor, çocuklar ise ayni şeyin tekrar tekrar anlatilmasindan sikiliyorlardi.
Bu yüzden başka bir meslek seçmek zorunda kaldim ve pilot oldum. Dünyanin hemen hemen her yerine uçtum. Dogrusunu isterseniz, cografya bilgilerim çok işime yaradi. Şimdi bir bakişta Çin ile Arizona’yi birbirinden ayirabiliyorum. Ayrica gece vakti kayboldugunuzda cografya çok işinize yarar.
Neyse, meslegim geregi , yaşamim boyunca birçok önemli insanla bir arada bulundum. Büyüklerle çok vakit geçirdim. Ama korkarim bu yakin ilişkiler bile benim onlar hakkindaki düşüncelerimi degiştirmedi.
Ne zaman yeterince zeki oldugunu düşündügüm biriyle karşilaşsam, ona hemen 1 No’lu resmimi gösterdim. (Bu resmi hep yanimda taşiyordum, çünkü ilk deneyimimdi.) Bakalim onu gerçekten anlayabilecek miydi. Ama hepsi bunun bir şapka oldugunu söylediler. Bu yüzden ben de boa yilanlarindan, ilk çagdaki ormanlardan, ya da yildizlardan bahsetmeyi birakip onlarin seviyesine indim. Onlarla briç, golf, politika ve boyun baglari hakkinda konuştum. Böylece bu yetişkinler benim gibi duyarli biriyle karşilaştiklari için mutlu oldular.
 
Işte böyle. Çevremde gerçek sohbetler yapabilecegim hiç kimse olmadan, tek başima yaşadim. Ta ki alti yil önce Sahara Çölü’nde uçagim kaza yapincaya dek. Motorum arizalanmişti. Yanimda ne bir teknisyen, ne de bir yolcu olmadigi için, onu kendim tamir etmek zorundaydim. Bu işin güç olacagini biliyor, ama sonunda başaracagimi umuyordum. Bu bir ölüm kalim meselesiydi. Yanimda bana ancak bir hafta yetecek kadar su vardi.
Çöldeki ilk gecem kumlarin üzerinde uyuyarak geçti. Buraya en yakin yerleşim yeri 1600 kilometre uzaktaydi. Deniz kazasi geçirerek okyanusun ortasinda kalakalmiş bir denizciyi düşünün. Benim durumum böyle bir denizciden çok daha vahimdi. Şimdi güneş dogarken ciliz, tuhaf bir sesin beni uyandirmasina ne kadar şaşirdigimi tahmin edebilirsiniz. Bu ses:
“ Lütfen bana bir koyun resmi çizin” diyordu.
“Ne?”
“Bana bir koyun resmi çizin”
Yerimden siçradim. Şimşek çarpmişa dönmüştüm. Gözlerimi ovuşturdum ve dikkatle etrafima baktim. Ne gördüm dersiniz? Şaşilacak derecede küçük bir erkek çocugu gözlerini dikmiş, ciddi ciddi bana bakiyordu. Gördügünüz bu resmi sonradan yaptim. Onun çizebildigim en iyi resmiydi. Ama kesinlikle gerçeginin yarisi kadar bile güzel olmadigini söylemeliyim.
Küçük prens
tabii ki bu benim suçum degil. Alti yaşimdayken büyükler yüzünden resim kariyerime son vermek zorunda kalmiş, boa yilanini diştan ve içten gösteren resimler dişinda hiçbir şey çizmeyi ögrenememiştim.
Orada büyük bir şaşkinlik içinde kalakalmiştim. En yakin yerleşim yerine 1600 kilometre uzakta oldugumu unutmayin.
Gel gelelim, bu küçük delikanli hiç de kaybolmuş, yorgunluktan bitip tükenmiş, açliktan, susuzluktan ve korkudan ölmüş gibi görünmüyordu. Yerleşim yerlerinden binlerce kilometre uzakta, çölün ortasinda kaybolmuş bir çocuga hiç benzemiyordu.
Nihayet agzimi açabildim ve ona:” Peki ama, burada ne yapiyorsun sen?” diye sordum.
Sorumu yumuşak, ciddi bir sesle yanitladi: “Lütfen bana bir koyun çizin.”
Merakim öyle güçlüydü ki, istedigini yapmaya karar verdim. Öyle bir durumda bu yaptigim bana ne kadar saçma gelse de, cebimden bir parça kagitla bir kalem çikardim. Fakat aniden egitimimi cografya, tarih, aritmetik ve gramer üzerine yaptigimi hatirladim. Bu yüzden de küçük delikanliya (biraz da kizgin bir şekilde) resim çizmeyi bilmedigimi söyledim.
“Bunun önemi yok. Bana bir koyun resmi çizin” dedi.
Daha önce hiç koyun resmi çizmemiş oldugum için, ona boa yilaninin diştan görünüşünü temsil eden ilk resmimi çizdim. Duydugum şey beni hayretler içinde birakti: ”Hayir, hayir! Ben fil yutmuş bir boa yilani istemiyorum. Boa yilani çok tehlikeli bir hayvandir, fil ise hantaldir. Benim yaşadigim yerde her şey çok küçük. Bana bir koyun lazim. Bana bir koyun resmi çizin.”
Ben de çizdim.
Küçük prens
Resme dikkatle bakti ve “Yoo! Bu çok hasta bir koyun. Bana başka bir tane çizin” dedi.
Bir tane daha çizdim.
Küçük prens
Küçük dostum kibarca ve hoşgörülü bir tavirla:”Bu bir koyun degil, bir koç, bak boynuzlari var…” dedi.
Bir çizim daha yaptim, ama bu da digerleri gibi kabul edilmedi.
Küçük prens
“Bu çok yaşli. Ben uzun süre yaşayacak bir koyun istiyorum.”
Sabrim tükenmek üzereydi. Bir an önce motoru tamir etmeye başlamam gerekiyordu. Ben de şu resmi karaladim:
Küçük prens
Sonra da bunu ona açikladim :” Bu sadece bir kutu. Istedigin koyun kutunun içinde.”
Ama küçük adamin gözlerinin parladigini görünce çok şaşirdim. “Evet ben de tam böyle bir şey istiyordum. Sence bu koyuna çok ,fazla çimen gerekir mi?”
“Neden sordun?”
“Çünkü benim yaşadigim yerde her şey çok küçüktür.”
“Bence ona yetecek kadar çimen vardir. Sana oldukça küçük bir koyun çizdim.”
Kagidin üzerine egilerek:” O kadar da küçük degil. Bak, uykuya yatmiş”dedi.
Işte küçük prensle böyle taniştim.
 
Küçük prens
Nereden geldigini ögrenmem oldukça uzun sürdü. Bana bu kadar çok soru soran küçük prens, benimkileri hiç duymuyordu. Neyse ki sordugu sorularin cevaplarini biliyordum. Şu saçma dünyada oradan oraya dolaşmak işe yaramişti.
Örnegin, uçagimi ilk gördügünde “Şu nesne de nedir?” diye sormuştu. (Ne yazik ki size uçagimi çizemeyecegim, çünkü bana göre oldukça karmaşik bir şey bu.)
“ O bir nesne degil, benim uçagim. Gökyüzünde uçar.”
Ona uçabildigimi söylemekten de gurur duymuştum dogrusu. Bunun üzerine “ Ne? Yani gökten mi düştün?” diye haykirdi.
“Evet dedim alçakgönüllü bir tavirla.
“ Ah ne eglenceli.” Sonra da kahkahalarla gülmeye başladi küçük prens. Bu çok canimi sikmişti. Talihsizligimle alay edilmesinden pek hoşlanmam.
“ O halde sen de gökyüzünden geliyorsun” dedi. “ Peki hangi gezegenden?”
Bir şey yakaladigimi anlamiştim ve hemen onu sorguya çektim.
“ Yani sen başka bir gezegenden mi geldin?”
Ama soruma cevap vermedi. Kibarca başini salladi. Bir yandan da bakişlariyla uçagimi inceliyordu.
“Bununla pek fazla uzaktan geliyor olamazsin…”
Gözleri daldi. Uzun bir süre sonra cebinden çizdigim koyun resmini çikararak bu yeni hazinesini incelemeye koyuldu.
Bu ‘ başka bir gezegen’ konusunda bana kesin bir cevap vermemesinin merakimi nasil artirdigini tahmin edebilirsiniz. Tabii ki ben de daha fazlasini ögrenmeye çaliştim.
“ Nereden geliyorsun sen küçük dostum? Sözünü ettigin bu ‘benim yaşadigim yer’ neresi? Çizdigim koyunu nereye götüreceksin?”
Bir süre düşündükten sonra şöyle dedi: “ Çizdigin koyunun en iyi yani ne biliyor musun? Geceleyin onu ev olarak kullanabilecek.”
“ Elbette. Hem iyi bir çocuk olursan sana onu baglaman için bir ip ve bir direk de çizerim.”
Ama küçük prens bu söylediklerime çok şaşirmişti.
“Baglamak mi? Ne komik bir fikir!”
“Ama eger onu baglamazsan başiboş kalir ve kaybolur.”
Küçük dostum yine kahkahalara boguldu. “Ama nereye gidebilir ki?”
“ Her yere, burnunun dogrusuna…”
Bunun üzerine küçük prens ciddi bir tavirla: “Bir şey olmaz. Benim yaşadigim yerde her şey öyle küçük ki… “ dedi.
Ve ardindan, belki de biraz üzüntüyle, ekledi: “ Orada burnunun dogrusuna giden birisi, pek fazla uzaklaşamaz.”
Küçük prens
 
Böylece önemli bir şey daha ögrenmiş oldum. Geldigi gezegen bir evden daha büyük degildi.
Ama aslinda bu beni pek de şaşirtmadi. Dünya, Jüpiter, Mars ve Venüs gibi büyük gezegenlerin haricinde isimsiz yüzlerce gezegen oldugunu biliyordum. Bu gezegenlerin bazilari öyle küçüktür ki, onlari teleskopla bile fark etmek güçtür. Gökbilimciler bunlardan birini keşfettiklerinde, ona isim yerine bir numara verirler. Örnegin, ‘ Asteroid 325’ derler ona.
Küçük prens
Küçük prensin geldigi gezegenin Asteroid B-612 oldugunu zannediyorum. Böyle düşünmek için iyi nedenlerim var. Bu asteroid yalnizca bir kez, bir Türk gökbilimci tarafindan 1909 yilinda görüldü. Gökbilimci bu keşfini bir Uluslararasi Astronomi Kongresi’nde açikladi. Ama tuhaf giysileri yüzünden kimse ona inanmadi. Büyükler böyledir işte.
Küçük prens
Neyse ki, bir Türk diktatörü ölüm döşegindeyken halkinin Avrupa tarzi kiyafetler giymesini emretti ve gökbilimci bu keşfini 1920 yilinda, şik bir kiyafet içinde yeniden sergiledi. Bu kez keşfini herkes kabul etti.
Küçük prens
Asteroid-B-612 hakkindaki bu açiklamalari sadece büyükler için yapiyorum. Onlar şekillerden hoşlanirlar. Onlara yeni taniştiginiz bir arkadaştan bahsetseniz,asla en önemli sorulari sormazlar. Size arkadaşinizin sesinin nasil oldugunu, hangi oyunlari tercih ettigini, ya da kelebek koleksiyonu yapip yapmadigini hiçbir zaman sormazlar. “ Kaç yaşinda? Kaç kardeşi var? Babasi kaç lira kazaniyor? “ gibi şeyler sorarlar. Ancak bunlari bildiklerinde onu tanimaya başladiklarini düşünürler.
Onlara “ Pembe tuglalardan yapilmiş bir ev gördüm, pencerelerinin kenarinda sardunyalar, çatisinda güvercinler vardi” diyecek olsaniz, böyle bir evi hayal edemezler bile. Onlara “ Yüz bin dolar degerinde bir ev gördüm “ demeniz gerekir. O zaman “ Ah, ne kadar güzel bir ev! “ diyeceklerdir.
Işte böyle. Bu yüzden de onlara “ Küçük prens çok güzeldi, kahkaha atiyordu ve bir koyun istemişti. Işte bunlar onun var oldugunun kanitidir “ deseniz, omuzlarini silkecek ve size çocuk muamelesi yapacaklardir. Ama “ Onun geldigi gezegen Asteroid B-612 “ derseniz, size inanacaklar ve sorular sormaya başlayacaklardir. Onlar böyle işte. Bu zayifliklarindan yararlanmak dogru olmaz. Çocuklarin yetişkinlere karşi daima anlayişli olmalari gerekir.
Ama yaşami gerçekten anlayan bizlerin, şekillere ihtiyaci yoktur. Hikayeme masal anlatir gibi başlayabilirdim. “ Bir zamanlar bir küçük prens vardi, kendisinden pek de büyük olmayan bir gezegende yaşardi ve bir arkadaşa ihtiyaci vardi “ diyebilirdim. Hayati gerçekten anlayan bizler, bunu daha gerçekçi bulurduk.
Kitabimin baştan savma okunmasini istemedigimden, küçük prensle ilgili anilarimi yazarken çok zorluk çektim. Bu küçük arkadaşim koyunuyla birlikte gittiginden bu yana tam alti yil geçti. Onu tarif etmeye çalişiyorum, çünkü onu unutmak istemiyorum. Insanin bir dostunu unutmasi üzücüdür. Herkes bir dost sahibi olmayabilir. Ve eger onu unutursam, şekillerden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen yetişkinlere benzerim.
Işte bu yüzden bir kutu boya kalemi ve birkaç kurşun kalem aldim. Benim yaşimdaki biri için, özellikle de alti yaşindayken yaptigi, içten ve diştan iki boa yilani resmi dişinda hiçbir şey çizmemiş bir adam için yeniden resim yapmaya başlamak oldukça güç bir iş. Resimlerimin mümkün oldugu kadar gerçekçi olmasina çalişacagim. Ama bunu başarabilecegimden emin degilim. Bir çizim gayet iyi giderken, diger bir çizim gerçegine hiç benzemiyor. Küçük prensin boyu konusunda da hatalar yapiyorum. Bazen küçük dostum oldugundan daha uzun boylu, bazen de daha kisa görünüyor. Giysisinin renginden de emin degilim. Bu yüzden de elimden gelenin en iyisini yapip, el yordamiyla iyi kötü bir şeyler çikarmaya çalişacagim.
Bazi önemli detaylari da yanliş çizebilirim, ama beni bagişlamalisiniz. Küçük dostum bana hiçbir şeyi açiklamadi. Herhalde benim de kendisi gibi oldugumu saniyordu. Ama ne yazik ki ben kutuya baktigimda koyunlari göremiyorum. Belki de yetişkinlere bir parça benziyorum. Yaşlaniyorum.
 
Biz yine hikayemize dönelim. Orada geçirdigim her gün, küçük prensin gezegeni , oradan ayrilişi, yolculugu hakkinda yeni şeyler ögrendim. Çok yavaş oluyordu bu. Baobap felaketinden ( Baobap agaci Hindistan ve Seylan’da yetiştirilir. Geniş gövdesi ve kabuklu, büyük, yenebilen meyveleri vardir.) ancak üçüncü gün haberim olmuştu. Bunu yine çizdigim koyuna borçluydum. Çünkü bu konuda ciddi bir şüpheye kapilan küçük prens bana aniden: “Koyunlar küçük çalilari yerler, öyle degil mi? “ diye sormuştu.
“ Evet, bu dogru “ dedim.
“ Bunu duyduguma sevindim.”
Bu konunun neden bu kadar önemli oldugunu anlamamiştim. Küçük prens : O halde baobaplari da yerler mi? “ diye sürdürdü sorusunu.
Ona baobaplarin küçük çalilar olmadigini, birkaç katli bina büyüklügündeki agaçlar oldugunu anlattim. “ Yaninda bir fil sürüsü götürsen bile, tek bir baobap agacini yiyip bitiremezler “ dedim. Küçük prens bu ‘fil sürüsü’ lafina kahkahalarla güldü. “ Götürdügüm filleri
Küçük prens
üst üste dizmem gerekirdi “ dedi. Sonra bilgiç bir tavirla: “Baobaplar da başlangiçta küçüktürler “ diye ekledi. “ Elbette öyle. Peki ama koyunun bu küçük baobaplari yemesini neden istiyorsun?
Sanki burada anlaşilmayacak bir şey yokmuş gibi “ Hadii, yapma! “ dedi. Benimse, bunun ne anlama geldigini çözebilmek için bir hayli düşünmem gerekmişti.
Her gezegende oldugu gibi, küçük prensin gezegeninde de yararli ve zararli bitkiler vardi anlaşilan. Yararli tohumlari yararli bitkiler, zararli tohumlari ise zararli bitkiler meydana getiriyordu. Ama tohumlar görünmezdirler. Topragin derinliklerinde uyurlar. Sonra bir gün bir tanesi uyanmaya karar verir. Önce ürkek ürkek gerinir. Sonra yüzünü güneşe çevirmiş sevimli bir filiz olarak çikar ortaya. Bu haliyle tamamen zararsizdir. Eger bu bir turp filizi ya da gül fidaniysa, diledigi gibi büyümesine izin verilir. Yok eger yabani bir bitkiyse, derhal sökülmelidir. Işte küçük prensin gezegeninde de böyle zararli tohumlar vardi. Bunlar baobap tohumlariydi. Küçük gezegenin her yerini istila etmişlerdi. Eger bir baobap filizini zamaninda sökmezseniz, ondan bir daha asla kurtulamazsiniz. Gezegenin her yerini kaplar. Kökleri topragin derinliklerine dogru ilerler. Eger gezegeniniz çok küçükse ve baobaplar da fazlaysa, o zaman gezegen patlayabilir.
“ Bu bir terbiye meselesi “ demişti küçük prens daha sonralari. Sabahleyin kendi bakiminizi yaptiktan sonra, sira gezegenin bakimina gelir. Bunu büyük bir dikkatle yapmalisiniz. Küçük baobap filizleri gül fidanlarindan ayirt edilebilecek kadar büyüdüklerinde, onlari sökmelisiniz. Bu sikici bir iştir, ama oldukça kolaydir.”
Küçük prens
Sonra bir gün bana, tüm bu konuştuklarimizi anlatan bir resim çizmemi ögütledi. Böylece benim yaşadigim yerdeki çocuklar bunlari anlayabilecekti. “Eger bir gün seyahate çikarlarsa, bunlari bilmek işlerine yarayabilir. Bazen insan bu günkü işini yarina birakabilir. Ama baobaplar konusunda bunu yaparsaniz, sonuç felaket olur. Tembel bir adamin gezegeninin baobaplar tarafindan istila edildigini biliyorum ben.”
Küçük prens
Bu gördügünüz resmi küçük prensin tariflerine göre yaptim. Ögüt vermekten pek hoşlanmam. Ama herkes bir gün yolunu kaybedip bir asteroide düşebilir ve baobap tehlikesiyle karşi karşiya gelebilir. Bu yüzden, bir seferlik bunu yapacagim ve: “ Çocuklar! Baobaplara dikkat edin! “ diyecegim. Bunu yapmamin sebebi, benim gibi baobap tehlikesinden haberdar olmayan dostlarimi uyarmaktir. Bu yüzden de bu resim üzerinde çok çaliştim. Bu resmin neden digerlerinden daha etkileyici oldugunu merak edebilirsiniz. Denedim, ama digerleri bu kadar başarili olmadi işte. Baobaplari çizerken önemli bir iş yaptigimi düşünmüştüm çünkü. Dostlarim için endişelenmiştim.
 
Ah, küçük prens! O küçük gezegendeki mutsuz yaşamini yavaş yavaş anlamaya başlamiştim. Uzun bir süre için, tek eglencen güneşin batişini izlemek olmuştu. Bunu tanişmamizin dördüncü sabahinda ögrenmiştim. Bana, “ Güneşin batişini izlemeyi çok severim. Haydi gidip izleyelim “ demiştin.
“Ama beklememiz gerekiyor…”
“Neyi? “
“ Güneşin batmasini.”
Bu sözlerime başlangiçta çok şaşirmiştin. Ama sonra kendi kendine gülerek, “ Kendimi hala evimde saniyorum galiba “ demiştin.
Gerçekten de öyleydi. Herkesin bildigi gibi, Amerika’da güneş tam tepedeyken Fransa’da batmaktadir. Ögle vakti güneşin batişini izlemek isteyen bir Amerikalinin, bir dakika içinde Fransa’da olmasi gerekir. Ne yazik ki bu da pek mümkün degildir. Ama senin minik gezegeninde, yapman gereken tek şey sandalyeni bir iki adim ilerletmek. Orada istedigin zaman güneşin batişini izleyebilirsin sen.
Küçük prens
Bir keresinde güneşin batişini tam kirk dört kez izledigini anlatmiştin bana. Sonra da şöyle demiştin: “ Bilirsin, insan çok mutsuz oldugu zamanlarda güneşin batişini izlemeyi sever.”
“ Peki sen mutsuz muydun? “ diye sormuş, ama yanit alamamiştim senden.
 
Beşinci gün, küçük prensin yaşamiyla ilgili yeni bir sirri daha keşfettim. Bu yine çizdigim koyun sayesinde olmuştu. Sanki bu konuyu uzun süre düşünüp taşinmiş gibi, aniden bana “ Koyunlar çalilari yiyorlar, peki çiçekleri de yerler mi? “ diye sordu.
“ Önlerine gelen her şeyi yerler. “
“ Dikenli çiçekleri de mi? “
“ Evet, dikenli çiçekleri de.”
“O halde dikenler…Dikenler ne işe yarar? “
Bunun cevabini bilmiyordum. Uçagin motorunda sikişip kalmiş bir civatayi sökmekle meşguldüm. Uçagin bozulmasi canimi giderek daha fazla sikmaya başlamişti. Içme suyum hizla azaliyordu ve ben durumun daha da kötüleşmesinden korkmaya başlamiştim.
“ Dikenler diyordum…Ne işe yararlar? “ diye sordu yine.
Küçük prens, sordugu sorunun cevabini almadikça sormaktan vazgeçmiyordu. Bense civatayi sökmekle meşguldüm ve aklima gelen ilk şeyi söyleyiverdim: “ Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler onlari sirf kizginliktan taşirlar.”
“ Ah, demek öyle! “
Sonra kisa bir sessizlik oldu ve ardindan, biraz da kirgin bir sesle “ Sana inanmiyorum. Çiçekler narin yaratiklardir. Saftirlar. Dikenlerinin korkunç oldugunu düşünürler “ dedi.
Cevap vermedim. O sirada kendi kendime şöyle diyordum: “ Eger bu civata yerinden çikmamakta inat ederse, onu çekiçle çikaracagim.”
Ama küçük prens yine araya girdi : “Yani sen gerçekten çiçeklerin o dikenleri kizginliktan taşidiklarina mi inaniyorsun?”
“Hayir, hiçbir şeye inanmiyorum ben. Öylesine söyledim. Şu anda önemli bir işim var. “
Hayretler içinde kalmişti küçük prens.
“ Önemli bir iş mi? “
Beni elimde çekiç, parmaklarim motorun yagindan simsiyah olmuş bir halde o çirkin şeyin ( yani uçagimin ) üzerine egilmiş gören küçük dostum:
“Işte şimdi tam da büyükler gibi konuştun “ dedi.
Kendimden biraz utanmiştim.
“Her şeyi kariştiriyorsunuz, karmakarişik ediyorsunuz “ dedi sonra. Gerçekten kizmişti. Altin sarisi buklelerini saga sola sallayarak : “ Kirmizi suratli bir adamin yaşadigi bir gezegen biliyorum. Adam hiç çiçek koklamamiş. Hiç yildizlara bakmamiş. Hiç kimseyi sevmemiş. Bütün vaktini şemalar yaparak geçirmiş. Ve bütün gün “ Önemli işlerim var. Önemli işlerim var. “ deyip dururdu. Bundan büyük bir gurur duyardi. Ama o bir insan degil, bir mantar o ! “
“ Bir ne? “
“ Bir mantar! “
Küçük prens şimdi öfkeden sapsari kesilmişti.
“ Milyonlarca yildir çiçeklerin dikenleri var. Ve milyonlarca yildir koyunlar çiçekleri yiyorlar. Çiçeklerin hiçbir işlerine yaramayan dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalişmak gereksiz bir şey mi? Çiçekler ve koyunlar arasindaki savaş önemsiz mi? O kirmizi suratli beyefendinin şemalarindan daha ciddi ve daha önemli degil mi bunlar? Ve evrende başka hiçbir gezegende yetişmedigini bildigim bir çiçegim varsa ve küçük bir koyun onu bir sabah, ben fark etmeden, tek bir isirikta yok ederse, bu önemsiz bir şey midir? “
Yüzü kipkirmizi olmuştu. Konuşmasini sürdürdü: “ Eger bir insan milyonlarca yildizin arasindaki tek bir gezegende yetişen bir çiçegi severse, bu onu mutlu etmeye yetecektir. Çünkü yildizlara baktiginda ‘ Benim çiçegim oralarda bir yerlerde ‘ diyebilir. Ama bu koyun çiçegini yerse, o zaman bütün yildizlar aniden kararmiş gibi gelir ona. Ve sen bunun önemli olmadigini düşünüyorsun! “
Küçük prens
Daha fazla konuşamamişti, çünkü gözyaşlarina bogulmuştu.
Akşam olmuştu. Takimlari bir kenara birakmiştim. Herhalde çekicim, civatam, susuzlugum ve ölümüm bana şu an oldugundan daha önemsiz gelemezdi. Milyonlarca yildizin arasinda, bir gezegende, benim gezegenimde, rahatlatmam gereken bir küçük prens vardi! On kollarima aldim ve yavaşça salladim. “ Çiçegin için hiçbir tehlike yok. Koyununa bir agizlik çizecegim… Çiçegin için bir çit çizecegim… Ben… Ben…” Ona nasil ulaşacagimi, onu nasil rahatlatacagimi bilemiyordum. Bu gözyaşi seli öyle tuhafti ki…
 
Çok geçmeden küçük prensin çiçegini daha yakindan tanidim.
Gezegeninde daima başka çiçekler olmuştu. Ama basit çiçeklerdi bunlar ve sabahleyin ortaya çikar, akşam olunca gözden kaybolurlardi. Pek az yer kaplarlardi, kimseye zararlari yoktu. Derken bir gün, nereden geldigi bilinmeyen bir tohum, digerlerinden çok farkli bir filiz verdi. Küçük prens önce onu yeni bir tür baobap sandi. Bu yüzden de büyümesini yakindan takip etti. Ama bir süre sonra bitki uzamayi birakti ve tomurcuklanmaya başladi. Kocaman bir tomurcuktu bu. Tomurcugun yeşil zarinin altinda olaganüstü güzellikte bir çiçegin gelişmekte oldugunu hissediyordu küçük prens. Çiçek tüm renklerini özenle seçiyor, taç yapraklarini tek tek düzenliyor, kusursuz bir giysi meydana getirmek için hazirliklarini yavaş yavaş tamamliyordu. Gelincikler gibi buruşuk olmak istemiyordu. Onun istedigi, güzelliginin zaferiyle ortaya çikmakti. Gerçekten de çok kibirliydi. Bu gizemli hazirliklar günlerce sürdü. Derken bir sabah, güneşin doguşuyla birlikte çikti ortaya.
Bunca siki ve özenli çalişmanin ardindan önce bir esnedi. “ Ah, affedersin. Henüz tam uyanamadim. Saçim başim darmadaginik “ dedi.
Ama küçük prens onun güzelligi karşisinda duydugu hayranligi gizleyemedi. “ Ah, ne kadar da güzelsin! “
“ Öyleyim degil mi? “dedi çiçek kibarca, “ güneşle ayni günde dogdum.”
Evet, pek de mütevazi sayilmazdi dogrusu, ama öyle büyüleyiciydi ki!
“ Kahvalti vaktim geldi sanirim, acaba ihtiyaçlarimi karşilayabilir misin? “
Küçük prens
Küçük prens düşüncesizliginden ötürü çok utanmiş, hemen koşup bir teneke su getirmişti. Böylece, bu kibirli çiçegin eziyetleri başlamiş oluyordu.
Örnegin bir gün, dört küçük dikenine güvenerek “ Birak da gelsin şu kaplanlar, onlarin pençelerinden korkmuyorum “ demişti.
“ Ama benim gezegenimde hiç kaplan yok ki! Üstelik kaplanlar ot yemezler. “
“ Ama ben bir ot degilim “ demişti çiçek tatli bir sesle.
Küçük prens
“ Ah, lütfen bagişla. “
“Kaplanlardan korkmam ama, rüzgardan nefret ederim. Benim için bir korunak bulabilir misin acaba?”
Küçük prens
Küçük prens
“Hava akimi çiçekler için korkunç bir şey olmali. “diye düşündü küçük prens. “Bu çiçek gerçekten de çok karmaşik bir yaratik.”
“ Akşama beni cam bir korunakla kapatmani istiyorum. Burasi çok soguk bir yer. Ve oldukça da rahatsiz. Benim geldigim yerde…”
Aniden susmuştu çiçek. Ama artik çok geçti. Geldiginde sadece bir tohumdu. Başka dünyalar hakkinda bir şey bilmesine olanak yoktu. Böyle kolay keşfedilecek bir yalana başlarken yakalandigi için cani sikilmişti. Küçük prensin kafasini kariştirmak için öksürmeye başladi.
“ Korunagim nerede? “ dedi sonra.
“ Getirecektim, ama benimle konuşuyordun.”
Küçük prensi utandirmak için biraz daha öksürdü çiçek. Ona olan sevgisine ve iyi niyetine ragmen, artik küçük prens çiçekten şüphelenmeye başlamişti. Onun anlamsiz sözlerini ciddiye almişti. Sonra da çok mutsuz olmuştu.
Bir gün bana:”Onu hiç dinlememeliydim“ dedi. “Insan çiçeklere asla inanmamali. Sadece onlari seyretmeli, koklamali. Benimkinin kokusu gezegenimin her yerine yayilmişti, ama ben onu nasil mutlu edecegimi bilemedim. Şu kaplan hikayesi de beni çok öfkelendirmişti.“
Içini dökmeye devam etti küçük prens.
“O zamanlar hiçbir şeye aklim ermiyordu. Konuşulanlara degil, yapilanlara önem vermeliydim. O güzel kokusu ve işiltisi bana iyi gelmişti. Onu hiç terk etmemeliydim. Bana oynadigi oyunlara ragmen yumuşak bir kalbi oldugunu anlamaliydim. Çiçekler çok tutarsiz oluyorlar. Ama bak, ben de onu nasil sevecegimi bilememiştim. O zamanlar çok deneyimsizdim.”
Küçük prens
 
Oradan kaçabilmek için sanirim vahşi kuşlarin göç etmelerinden faydalandi küçük prens. O sabah gezegenini bir güzel düzenledi. Aktif yanardaglarini özenle süpürdü. Iki tane aktif yanardagi vardi. Sabah kahvaltisini bunlarin üzerinde isitirdi. Ayrica bir de sönmüş yanardagi vardi. Ama ne olur ne olmaz diye onu da temizledi. Söyledigine göre, düzenli olarak süpürüldüklerinde yanardaglar hafif hafif yanarlarmiş Hiç patlama olmazmiş. Yanardag patlamalari da baca yanginlarina benzer. Temizlenmezlerse felakete neden olabilirler. Tabii biz, dünyamizdaki yanardaglari temizlemek için çok fazla küçük kaliyoruz. Bu yüzden de, patladiklarinda büyük zararlar meydana geliyor.
Küçük prens hiçbir üzüntü hissetmeksizin, son baobap filizlerini de söktü. Bir daha hiç geri dönmeyecegine inaniyordu. Ama o sabah son kez yaptigi bu günlük işler ona öyle güzel gelmişti ki… Ve nihayet çiçegini sulayip korunagini üzerine yerleştirmeye hazirlanirken, aglayacak gibi oldu.
“Elveda” dedi çiçege. Ama çiçek cevap vermedi.
“Elveda“ dedi tekrar. Çiçek öksürdü. Ama üşüdügü için öksürmemişti bu kez.
“Aptalca davrandim“ diye fisildadi sonunda. “Lütfen beni affet. Mutlu olmaya çaliş.“
Küçük prens
Oysa küçük prens çiçegin sitem edecegini saniyordu. Şaşirmişti. Elinde çiçegin korunagi, öylece kalakalmişti orada. Bu davranişina bir anlam veremiyordu.
Çiçek: “Seni elbette seviyorum“ dedi. “Eger bunu anlayamadiysan, suç bende. Ama sen de en az benim kadar aptalca davrandin. Neyse, mutlu ol. O korunagi da birak elinden, artik onu istemiyorum.”
“Ama rüzgar…”
“O kadar da hasta degilim. Gecenin derinligi bana iyi gelecektir. Bir çiçek oldugumu unutma.“
“Ama hayvanlar…”
“Eger kelebekleri görmek istersem, birkaç tirtilla iti geçinmem gerekecek. Eger bunu yapmazsam, hiç arkadaşim olmaz. Sen uzaklarda olacaksin. Hayvanlara gelince, onlardan korkmuyorum. Benim de pençelerim var “ diyerek dört küçük dikenini gösterdi. Sonra da “ Böyle oyalanma, sinirlerim bozuluyor. Gitmeye karar verdin, o halde git“ dedi. Agladiginin görülmesini istememişti. Çok gururlu bir çiçekti.
 
Hikayenin 2.Bölümünü okumak için Küçük Prens oyunundaki parolayı öğrenmelisiniz!
 

Bu gönderiye oy ver!
[Toplam: 8 Ortalama: 5]

8 düşünülmüş “Küçük Prens Bölüm 1

derya için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir