Deli gibi ders çalışıyorlardı. Öğretmenlerinin verdiği ödevleri çoğu zaman kütüphaneye gidip araştırıyorlardı. Son yıllarda pek çok çocuğun internet bağımlısı olduğu şu günlerde imkanları varken internetten hazır bilgi almak yerine kütüphanedeki kitapları tek tek araştırmak , bu üç küçük çocuğun çok hoşuna gidiyordu. Eski, tozlu raflarda duran bu kitapları almak; üzerindeki tozları üfleyerek temizlemek; özenle, eskimiş sarı sayfaları açmak bu akıllı çocukların favori hobileriydi. Konuları araştırırken başka başka diyarlara gidip başka başka bilgilerle o kitapların içinden dönen bu çocuklar, hemen hemen haftanın her gününü burada geçirmekten büyük haz alıyorlardı. Kütüphane onlar için sadece kitap okumak ya da ödev yapmak için değildi. Üç afacanın buluşma yeriydi. Her gün okuldan dönen bu afacanlar önce üstlerini değiştirip temizliklerini yaptıktan sonra yemeklerini heyecanla yer ve bir an önce sofradan kalkıp kütüphanenin yollarına düşmek isterlerdi.
İstanbul’un çok eski semtlerinden biri olan Galata’nın arka sokaklarından birinde oturan bu minikler, doğduklarından beri hiç ayrılmamışlardı. Beraber büyümüşler, aynı ilkokula gitmişler, hep beraber oynamışlardı. Şimdi ayrılmaz bu üçlü, Kadı Nizam Paşa Ortaokulu 6. Sınıf öğrencisi olmuşlardı.
Aynı sınıfta okuyan afacanlardan ilki Dilara, yaşça diğerlerinden ay farkıyla daha büyüktü. Uzun kıvırcık turuncu saçları, dolgun çilli yanakları ve burnunun üstünden düşecekmiş gibi duran yuvarlak camlı gözlükleri ile kendini bu haliyle oldukça beğenen Dilara, derslerinde de başarılıydı. Kendi deyimiyle hafif toplu ve yaşıtlarına göre oldukça iri yarı bir kız çocuğuydu. Okulda popülerliği aslında ne çalışkanlığı ne de uzun kıvırcık turuncu saçlarındandı. Onun popülerliği haksızlığa hiç dayanamayıp karşısındakine güç gösterisinde bulunmasındandı. Bu yüzden herkes ondan çekinirdi. Fazla konuşmayı sevmezdi. Kelimeleri az, öz ve özenliydi. Anlayacağınız Dilara sınıfın ağır ablasıydı. Tabii ne yazık ki kiloda da öyle. Ne zaman sınıfta sırasına geçip oturmaya kalksa sıra arkadaşı Nazenin şöyle bir sarsılır ve çoğu kez sırasından aşağı düşerdi. Peki, bu durum gülüşmelere sebep olur muydu? Tabii ki, hayır. Kimin haddine Dilara’ya gülmek. Nazenin’in kendisi bile düşüp tekrar ayağa kalktığında Dilara’dan özür dilerdi. Anlayacağınız, korku bulutları Dilara varken bu sınıfın üzerinden hiç dağılmazdı.
Gelelim ekibin ikincisine: İsmi Allahverdi idi. Diyeceksiniz ki bu nasıl bir isim. İşte bu soruyu Allahverdi de kendisine çok sorardı. Bu isim yüzünden ne çok dalga konusu olmuştu. Ailesini hep suçlar dururdu. Ancak babasına sorarsanız, kendi memleketinde oldukça yaygın ve sevilen bir isimdi. Allahverdi 18 yaşına geldiğinde ismini bizzat kendisinin, mahkemeye başvurup değiştireceğini ailesine çoktan söylemişti. Ancak o etrafındaki arkadaşlarının kendisine Berkcan demelerini ısrarla söyler, ama yine de kendisini arkadaşlarına dinletemezdi. Hafif gülüşmelere sebep olan Allahverdi’nin yeni ismi Berkcan ismini söylediklerinde arkadaşları, n’apalım Allah verdi bize bunu yapacak bir şey yok, deyip kahkahayı basarlardı. Sonunda Allahverdi vazgeçer, sırasına asık bir suratla otururdu. Düşünsenize sınıfa gelen her branş öğretmeni yoklama yapar ve Allahverdi’nin ismini sınıfta tekrar tekrar okurdu. Her defasında sınıftaki arkadaşları tam kahkaha atacakken bizim tombul Dilara ters bakınca hepsi şöyle derinden bir yutkunurdu. Her günkü halleri buydu.
Evet, gelelim üçlünün üçüncüsüne: Ekibi tamamlayan, sınıfın hatta okulun en güzel kızı Sahra’ya. Sahranın babası Türk, annesi Rum kökenliydi. Maddi durumu oldukça iyi olan Sahra’nın babası uzun soluklu yurt dışı gezileri yapar, Sahra’nın eğitimi ile de annesi Madam Hebe Hanım (bu arada araştırdım; hebe gençlik ve bahar tanrıçasıymış.) ilgilenirdi. Ancak eski bir İstanbul hanımefendisi olan Madam Hebe Hanım tam olarak kullanamadığı Türkçesini Rum şivesiyle birleştirir ve konuşurdu. Doğal olarak bizim üçün üçüncüsü Sahra, annesinin konuşma tarzından etkilenirdi. Bazen sınıfta; yakında sizinle ayroloruz, olduuuu diyerek trip atar ve sınıftan bir havayla çıkardı. Tabi bu herkeste bir sırıtmaya neden olur, arkasından tüm sınıf “olduuuuuuuuuu” diye bağırarak hep birlikte cevap verirdi.
Evet, sırada bizim afacanların hemen hemen her gün takıldıkları kütüphaneye gelelim. Galata semtinin arka sokaklarında pek fazla kimsenin bilmediği ve de uğramadığı Galata Hisar kütüphanesi sessiz ve küçük bir mekandı. Necatibey Caddesi’nin sonundaki çıkmaz bir sokakta yer alan bu kütüphaneye, eski bir binanın merdivenlerinden aşağı doğru kıvrılan yine başka bir merdivenle inilirdi. Eski ahşap metal karışımı kapı yer yer delinmiş, aşınmış hatta çürümeye başlamıştı. Ağır kapıyı açtığınızda içeriden burnunuza küflü kitap kokuları gelirdi. Hemen girişte yine eski bir ahşap masanın arkasında oturan kütüphane memuru Rauf Bey’i görürdünüz. Rauf Bey ağır bir şekilde başını kaldırır ve burnunun ucundaki gözlüklerle karşısındakine bakar, sonra tekrar başını eğip önündeki kitapların içine girerdi. Sanki yıllardır burada olmamış, sanki yıllardır kitaplarla beraber yaşlanmamışcasına, ilk gün heyecanı gibi eline aldığı kitabı koklar, kutsal kitap açar gibi yavaş ve itina ile besmeleyle onu açardı. Ancak çoğu kez kitapların başında yaşlılıktan dolayı uyuyakalırdı.Hemen masasının önünde keyifle yatan yaşlı tekir kedi şöyle bir gerinir ve tıpkı Rauf Efendi gibi başını kollarının arasına alır ve derin bir uykuya yatardı.
İçeri girdiğinizde kapıdan küçük bir mekan olduğunu zannetseniz de içine girince kocaman ve derin alabildiğine uzayan koridorları ve kitap raflarını görürsünüz. Kimsenin pek uğramadığı bu kütüphane bizim üçlünün en sevdiği mekan olmuştu.
Yine haftanın bir günü ve yine Dilara ve ekibi kütüphaneye gideceklerdi. Eski ahşap kapıyı usulca açan Dilara arkadaşlarından önce gelmişti. Rauf Bey’e selam vererek içeri giren Dilara her zamanki gibi arka taraflarda sürekli oturdukları masanın başına geçti. Kitap ve defterlerini açarak ödevlerini kontrol etti. O gün, içeride Dilara’dan başka kimse yoktu. Sahra ve Allahverdi de bugün biraz gecikmişlerdi. Ağır ağır yerinden kalkan Dilara, Fen Öğretmeni Zeynep Hanım’ın Galaksiler ve Yıldızlarla ilgili ödevini araştırmak için kütüphanenin arka taraflarında bulunan kitaplara yöneldi. Eline aldığı bir kitabı tam incelerken bir çocuk sesi duydu ve irkildi. Sesin geldiği tarafa baktığında kimseyi göremeyen Dilara, yanlış duyduğunu sanarak elindeki kitaba geri döndü.
-Kralımız çok yaşa!
Aniden irkilen Dilara tekrar sesin olduğu tarafa baktı. Ancak hiçbir şey göremedi. Açıkçası bizim korkusuz Dilara’nın içini bir ürperti kapladı. Elindeki kitabı çarçabuk yerine bırakarak, tüm cesaretini topladı ve sesin geldiği yöne doğru yavaş yavaş ürkek adımlarla ilerledi. İlerlerken:
-Sahra, Allahverdi geldiniz mi? Diye seslendi.
Ancak bir cevap alamadı. Ses kütüphanenin arka taraflarından geliyordu. Yaklaştıkça konuşmalar netleşmeye başladı.
-Hey, sen! Çocuk, bunun bedelini ödeyeceksin! Yarın sabah kule zindanına atılacaksın.
Duyduğu konuşmalar Dilara’yı iyice korkutmuş, ama merakını da yenememişti. Seslere doğru yavaşça ilerledi ve kitaplıkların arasından sesin geldiği tarafa baktı. Ve yine hiç kimseyi göremeyen Dilara iyice yaklaştığında kitap raflarında bulunan eski bir kitaptan seslerin geldiğini anladı. Dilara hem korkmuş hem de hayretler içinde kalmıştı. Orada konuşan hiç kimse yoktu. Çünkü konuşan bir kitaptı.
(Devamı gelecek. Hikayenin 2. kısmı Aysu Uludağlı tarafından yazılacaktır.)
Ortaokul Müdürü
Bu hikayenin girişini ben yazdım. Ancak hikayenin 2. kısmı Aysu Uludağlı tarafından yazılacaktır. Açıkçası heyecanla bekliyorum.
Hocam çok güzel olmuş fakat biraz fazla uzun olmuş Buygun arada ismim de Sahra
Harika senin adını kullanmak güzel oldu canim. Bu arada bu hikaye roman olacak Anlayacaginiz daha da macera dolu, dolu dizgin yazılarla devam edecegiz
Elinize sağlık çok güzel olmuş hocam ben 5/E sınıfından Oğuzhan
Evet sevgili arkadaşlar, hikayenin ikinci kısmı ben tarafından yazılacaktır. Bu hikayede kimi zaman tarihte yolculuk edecek, kimi zaman ilginç mekanlarda farklı serüvenler yaşayacak, kimi zaman da beyin fırtınası yapacaksınız.
Sayin hocam öğrencilerim cok sevdiler devamini biran once dinlemek istiyorlar. Emeğinize saglik cok guzel bnde bekliyorum
Beğendiklerine çok sevindim. En kısa zamanda hikayenin 2. bölümü gelecek.
Öğretmenim çok güzel yazılar yazıyorsunuz.Emeğinize sağlık Heyecan ile devamını bekliyorum…