Dilara şaşkınlıktan neredeyse düşüp bayılacaktı. Normalde hiçbir şeyden korkmayan Dilara’nın içini şimdi hem büyük bir korku, hem de inanılmaz bir heyecan kaplamıştı. Ne yapacağını bilemiyor, kitabın kapağını açmak ve açmamak konusunda gidip geliyordu. En sonunda merakına yenik düştü ve yavaşça kitabın kapağını açtı. Açmasıyla birlikte etrafı büyük ve parlak bir ışık kapladı. Kendini geriye çekmeye çalıştı ama boşunaydı. Sanki bir el onu tutmuştu ve kitabın içine çekmişti. Evet, Dilara şimdi kitabın içindeydi.
Dilara ne olduğunu anlamadan kendini askerlerin kolları arasında zindana götürülürken buldu. Arkasından kim olduğunu bilmediği bir kadın geliyordu. Bu kadın şöyle bağırıyordu:
– Lütfen kızım Maria’yı (Maria; aydaki karanlık düzlükler anlamına gelir.) bırakın. O daha çok küçük, yerine beni götürün.
Dilara’nın beyni patlamak üzereydi. Askerler, zindan, imparator, Maria… Ne olduğunu anlayamamıştı. Bu nedenle zindana gidip önce neler olduğunu anlayıp, sonra kaçmaya çalışmanın daha mantıklı olacağını düşündü. Bu yüzden sesini çıkarmadı.
Askerler gerçekte Dilara’yı, ama oradaki Maria’yı Yedikule Zindanları’na götürdü. Dilara buraya gezmek için daha önce gelmişti. Demek ki kaderimde buraya suçlu olarak gelmekte varmış diye düşündü. Sonra askerlere bir soru sormak istedi:
– Neden beni buraya getirdiniz? Benim suçum ne?
Askerler güldüler ve cevap verdiler:
– Suçunu hatırlamıyorsun demek… O zaman hatırlatalım. İmparatorumuz Konstantin konuşma yaparken onun sözünü kestin. Üstüne üstlük bir de ona hakaret ettin. Daha bir de suçum ne diye soruyorsun!
Olaylar Dilara’nın kafasında şimdi daha netleşiyordu. Oradaki sedire oturdu ve düşüncelere daldı.
Öte yandan Sahra ve Allahverdi kütüphaneye gelmişlerdi. Önce Rauf Bey’e selam verdiler. Sonra ilerlediler ve Dilara’ya seslendiler. Cevap veren olmadı. Tekrar seslendiler, yine cevap alamadılar. Allahverdi:
– Sahra, bence o kadar meraklanmamıza gerek yok. Ne de olsa Dilara bu, başının çaresine bakar. Hem bir de iyi yönden düşünelim. Belki de bir kitabını unutmuştur, onu almak için eve gitmiştir.
Yine de Sahra’nın içinde inanılmaz bir sıkıntı vardı. Allahverdi’ye:
– Allahverdi, yine de içimde inanılmaz bir sıkıntı var. Başına bir şey gelmiş olmasın?
Allahverdi güldü geçiştirdi. O Dilara’nın başına ne gelebilir ki diye düşünüyordu? Sahra’ya:
– Senin içindeki o sıkıntı iki gün sonraki matematik sınavı içindir. Hani bir konuyu anlamamıştın, benden yardım istemiştin ya… O yüzden burada boş yere gevezelik etmeyelim de sınava çalışalım.
Sahra içindeki sıkıntıya rağmen Allahverdi’ye hak vermişti. Aklında Dilara olmasına rağmen masanın başına geçti, Allahverdi’yi dinlemeye başladı.
Dilara ise düşünüyor, düşünüyor, düşünüyordu. Bu işin sonunun nereye varacağını, buraya nasıl geldiğini, Maria’nın kim olduğunu, her şeyi ama her şeyi merak ediyordu. Acaba bunları nasıl öğrenecekti?
(Hikayemizin 3. kısmı en kısa sürede ben tarafından yazılacaktır. Herkese iyi okumalar dilerim.)
Sevgili öğrencim sen bir harikasın. Girişini yazmış olduğum bu hikayenin devamını çok güzel getirmişsin. Seninle gurur duyuyorum benim küçük yazarım.
Çok teşekkür ederim hocam 🙂 devamı en kısa sürede gelecek