KÜTÜPHANEDEKİ SESLER-3. BÖLÜM

Aradan bir gün geçmişti. Dilara o gece sıkıntıdan uyuyamamıştı. Aklını kurcalayan düşünceler onu çıkmaza sokuyordu. Az sonra askerlerin geleceğini tahmin ederek beklemeye başladı.

Biraz sonra Dilara’nın tahmin ettiği gibi askerler geldi. Ona biraz yemek getirmişlerdi. Dilara askerlere yalvarırcasına bakarak:

– Lütfen beni imparatorunuzun yanına götürür müsünüz?

Askerler alaycı bir bakışla:

– Demek tekrar imparatorumuza hakaret etmek istiyorsun! Buna izin vereceğimizi mi düşünüyorsun sen?! Buna asla müsaade edemeyiz!

Dilara ağlayarak:

– İnanın imparatorunuz dan özür dilemek istiyorum. Bunu bilerek yapmadığımı, o an yaşadığım bir olaydan dolayı çok kızgın olduğumu, bu nedenle o sözcüklerin istemsizce ağzımdan döküldüğünü ona anlatmak istiyorum.

Askerler Dilara’ya inanmışlardı. Ona:

– Peki Maria, seni götüreceğiz. Ama eğer yanlış bir şey yaparsan ömür boyu zindanlarda çürürsün.

Dilara sevinçten neredeyse halay çekecekti. Neyse ki kendini tuttu ve ciddi bir tavırla onlara teşekkür etti. Şimdi Konstantin’in karşısında neler söyleyeceğini düşünüyordu.

Gerçek Dünya’da ise Sahra ile Allahverdi, Dilara’yı uzun bir süre beklemişler, fakat gelmeyince evindedir düşüncesiyle onlarda evlerine gitmişlerdi.

 Dilara şimdi imparator Konstantin’in karşısındaydı. Önce eğilerek selam verdi, sonra olanları tek tek anlattı. Konstantin düşünceli bir tavırla:

– Evet küçük kız, bu yaptığın büyük bir saygısızlıktı. Ancak küçük olduğun ve o an bunu düşünemeyip bunları yaptığın için seni bu seferlik affediyorum.

Dilara hemen Konstantin’in eteklerine sarıldı:

– Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim sevgili imparatorumuz! Bir daha size karşı asla böyle davranmayacağıma söz veriyorum.

Ama Konstantin bu sefer alaycı bir tavır takındı ve ona:

– Ama hemen sevinme küçük! Çünkü artık sarayda hizmetçi olacaksın.

Dilara üzülse mi sevinse mi bilemedi. Konstantin’in onu affetmesi sevindiriciydi, ama sarayda hizmetçilik yapmak… Okulun en sözü geçenlerinden biri olan Dilara, şimdi bu emre boyun eğmek zorundaydı.

Zoraki bir gülümsemeyle:

– Peki saygıdeğer Konstantin, bundan sonra bütün emirlerinizi en iyi şekilde yerine getireceğim. Ama işleri aksatmamam için sarayı tanımam gerektiğini düşünüyorum. Eğer izin verirseniz sarayı dolaşabilir miyim?

– Zaten bu sarayda en ufak bir aksaklık olmasını asla istemem! Şimdi git sarayı iyice tanı.

Konstantin çok acımasızdı. İçinden kıs kıs güldü ve şöyle dedi:

– Artık hapislerde çürümek isteyeceksin küçük! Sen beni daha tanıyamamışsın!

Bu izin üzerine Dilara sarayda dolaşmaya başladı. Saraydaki bu ihtişam onu büyülemişti. Bir süre sonra bir tabloyu fark etti. Bu sarayda pek çok tablo görmüştü, ama bu diğerlerine hiç benzemiyordu. Diğerleri dimdik duvara asılmışken bu biraz daha eğik duruyordu. Ama en dikkat çeken şey ise, tabloda çok güzel ama bir o kadar da üzgün bir kadının uçan bir güvercine hüzünle bakmasıydı. Normal olarak böyle bir tablonun olması doğaldı, ama Dilara’nın dikkatini çeken şey, saraydaki bütün tabloların mutlu şeyleri anlatıp, sadece bu tablonun hüzünlü şeyler anlatmasıydı. Dilara bu gizemi araştırmak istiyordu, ama bir yandan da korkuyordu. Acaba ne yapacaktı? 

(Hikayemizin 4. kısmı en kısa sürede ben tarafından yazılacaktır. Herkese keyifli okumalar dilerim.)

 

 

 

 

Bu gönderiye oy ver!
[Toplam: 2 Ortalama: 5]
Bu gönderi Masal, Öykü. kategorisinde gönderildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir