Çok değil, sadece bir saat sonra Dilara’nın pestil çıkmıştı. Bütün hizmetçiler iş yapıyormuş gibi yapıyorlardı, ama tek bir yardımları bile yoktu. Dilara nasıl olsa küçük, onlara karşı gelemez diye bütün işleri ona yıkmışlardı.
Neyse ki ona yardım eden biri vardı. Bu kadının adı Mary idi . Kadının üç çocuğu da ölmüştü. Onlardan sonra Osmanlı ile yapılan bir savaşta eşini kaybetmişti. Zaten annesi ve babası o daha bebekken ölmüş, onu başka biri büyütmüş, ve sonra o da ölmüştü.
Dilara bu hikayeyi duyduğunda kendisinin çok nankör olduğunu düşündü. Annesi ona bir şey dese hemen bağırırdı.
Dilara uzun bir süre sonra işlerini bitirmişti. Çok yorgun olmasına rağmen fırsat bu fırsat diyerek tablonun yanına gitti. Kimsenin olmadığına emin olduğunda o çıkıntıya bastı! Ve aniden yine o parlak ışık etrafa yayıldı. Dilara ne olduğunu anlamadan kendini o parlak ışığın içinde buldu.
Dilara, bir anda kendini kütüphanenin içinde buldu. Ne olduğunu anlamak için masaya oturdu ve düşünmeye başladı. Önce başka bir zamana gitmişti, hem suçlu hem de hizmetçi olmuştu, ve sonra yine kendi zamanına gelmişti.
Sonra aklına anne ve babası geldi. Saate baktı, tam altıydı. Annesi onu az sonra uyandırırdı. Hemen toparlandı ve evin yolunu tuttu.
Kapıyı açan annesiydi. Onu görünce hemen sarıldı ve:
– Canım kızım nerelerdeydin?
Dilara:
– Anne, kütüphanede uyuyakalmışım. Çok özür dilerim.
– Dilara, yüreğimize iniyordu. Bizi çok korkuttun. Bir daha böyle bir şey olmasın, yoksa seni çok gıdıklarım.
Babası da oradaydı. Onu hemen kucaklarına aldılar ve sarıldılar. Dilara elini yüzünü yıkayıp okul üstünü giydikten sonra kahvaltısını yaptı. Servis gelince de aşağıya indi.
Serviste Sahra ve Allahverdi onu bekliyordu. Gelince onu hemen ortalarına aldılar ve soru yağmuruna tuttular:
– Dün neden gelmedin? – Neredeydin? – Seni üzecek bir şey mi yaptık?
Dilara’nın zaten fazlaca yorgun olan kafası şimdi iyice patlamıştı. En sonunda dayanamadı ve:
– Yeteeer! Bi susun artık! Bugün okuldan sonra kütüphanede buluşalım. Her şeyi anlatacağım.
Ve nihayet sıkıcı bir ders gününün ardından heyecanla kütüphaneye geldiler. Rauf Bey’e selam verip masaya geçtiler.
Dilara her şeyi harfi harfine anlattı. Diğer ikisinin ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı. Sahra:
– Dilara, o kitap hangisi, bana gösterebilir misin?
Dilara arka taraflara gitti ve bir süre sonra geri geldi. Tozdan rengi bile görünmeyen, tuğla gibi kalın bir kitaptı. Çocuklar heyecanla kitaba bakıyorlardı. Sahra kitabı açtı, Dilara onu durdurmaya yeltenli, ama çok geçti.
(Hikayemizin 6. bölümü en kısa sürede gelecek. Keyifli okumalar…😊)