Gözlerini açtıklarında kendilerini bir mağarada buldular. Vahşi hayvan sesleri, taş sesleri ve değişik insan sesleri geliyordu. Önce ne olduğunu anlamadılar, fakat sonra Dilara nereye geldiklerini anlamıştı. Allahverdi heyecanla sordu:
– Dilara, bir açıklama yapacak mısın?
Dilara:
– Arkadaşlar, size söylediğim gibi, bu kitap bir zaman makinesi gibi çalışıyor. Ben öncekinde Bizans dönemlerine gittim. Ve şimdi de muhtemelen Taş Devri’ne geldik. Kendi zamanımıza dönebilmek için bir işaret olmalı, ama nerede olduğunu zaman gösterecek. Şimdi biz kendimiz değil, bu zamanda yaşayan biriyiz. Bu yüzden şu kıyafetler yerine başka bir şeyler giyersek çok dikkat çekmeyiz. Eğer biri bizi görürse ben bir hikaye uydururum.
Sahra ve Allahverdi Dilara’ya ağızları açık bir şekilde bakıyorlardı. İkisi de insanları geçmişe gittikleri filmleri izlemeyi, kitapları okumayı çok severdi. Ama hiçbir zaman kendilerinin geçmişe gidebileceklerini düşünememişlerdi. Ve üstelik oradaki birinin yerine geçip, orada yaşayan biri olmak; onlara çok farklı gelmişti. Onların bu dalgın halini gören Dilara bağırdı:
– Ne zamana kadar böyle duracaksınız?
Çocuklar yerlerinden zıpladı. Dilara bir anda böyle bağırınca korkmuşlardı. Ama hemen toparlandılar ve hep beraber dışarı çıktılar.
Çıkınca burunlarına hemen ağaç kokuları geldi. Etrafa baktıklarında kendilerini çok değişik hissettiler. Çünkü etrafta ne binalar, ne arabalar, ne de fabrikalar vardı. Sahra iç geçirdi:
– Biz insanlar kendi kuyumuzu kazıyoruz. Bir şimdiye bak, bir de bizim zamanımıza bak.
Allahverdi:
– Arkadaşlar, hani bizim okulda yarışma vardı ya; en işe yarar, en yaratıcı proje İl Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderilecekti. Bence biz de küresel ısınmayla alakalı bir proje yapalım mı?
Hepsi başıyla bu fikri onayladı. Ama şuan bundan daha büyük bir problemleri vardı. Ne giyeceklerdi?
Bunun üzerine düşünürken Sahra yerde bir post gördü. Hepsi de hemen giyinerek dolaşmaya başladı. Etraf o kadar değişikti ki, kimi zaman sık ağaçların arasından geçiyorlardı, kimi zaman da açık düzlüklerden. Yaklaşık bir saat kadar dolaştıktan sonra Dilara sıkıntıyla:
– Arkadaşlar, ben çok sıkıldım. Ve üstelik çok da acıktım. Hadi yiyecek bir şeyler arayalım.
Biraz dolaştılar ve bir süre sonra bir ağaca rastladılar. Allahverdi şaka olsun diye:
– Kızlar bence meyve ağaçlarından yemeyelim. Sonra Allah korusun yasak ağaca falan denk geliriz.
Dilara’nın zaten açlık başına vurmuştu. Bir de bunu duyunca Allahverdi’nin üstüne yürüdü. Neyse ki Sahra vardı. Dilara’yı tuttu ve Allahverdi’ ye dönerek:
– O Allah vergisi beynini şimdi Dilara değil ben patlatacağım. Hadi şimdi ağaca çık da biraz meyve topla.
Allahverdi mutsuz bir biçimde ağaca çıktı ve biraz meyve topladı. Hep beraber açlıklarını giderdiler. Allahverdi’nin mutsuzluğunu gören Dilara:
– Bak Allahverdi, amacımız seni üzmek değildi. Seni kırdıysak özür dileriz.
Allahverdi de onlardan özür diledikten sonra havanın karardığını fark ettiler. Hemen oradaki bir mağaraya gidip yapraklarla yaptıkları yataklarına uzandılar.
Sabah ilk uyanan Dilara oldu. Sırtının tutulduğunu fark etti. Kendi rahat ve sıcacık yatağını hayal etti. Keşke şuan orada olsam diye düşündü. Ama sonra bunun şimdi hiçbir şeye yaramayacağını düşündü. Kalktığında mağarada bazı işaretler olduğunu fark etti. Ablası bir arkeolog idi, bu yüzden bazı kitaplarında buna benzer işaretler görmüştü. Diğer arkadaşlarını uyandırdı ve gördüğü işaretleri gösterdi. Hepsinin kafası karışmıştı. Acaba bu işaretler ne anlama geliyordu?
(Herkese keyifli okumalar dilerim. Eğer işaretler alakalı tahminleriniz var ise yoruma yazarsanız sevinirim. 7. bölüm çok yakında…)
Arkadaşlar bu bölümü çok merak etmiştiniz. Seri ile ilgili yorumlarınızı bekliyorum