KÜTÜPHANEDEKİ SESLER-8. BÖLÜM

Hepsi adamın arkasından bakakaldılar. Akıllarındaki tek soru şu idi: Adam neden onlardan kaçmıştı? Uzun bir süre sonra Allahverdi:

– Arkadaşlar, bence adamın bizden sakladığı bir sırrı var ve bunu bize açıklamak istemediği için kaçtı.

Diğerleri kafa salladı. Galiba Allahverdi doğru söylüyordu. Ama bu işte iyice kafaları karışmıştı. Adam önce onlara yardım etmiş, sonra da onlardan kaçmıştı.

Bir süre sonra mağaraya gitmeye karar verdiler. Mağaraya vardıklarında, onlardan kaçan yabancı adam da oradaydı ve bir çıkıntıyı itiyordu. Tam o sırada buraya gelirken oluşan parlak ışık huzmesi oluştu ve adam içine atladı. Kendi zamanına dönmek isteyen çocuklarda ışık huzmesinin içine atladı ve gözden kayboldular.

Tekrar kendi zamanlarına döndüklerinde şaşkınlıktan ağızları bir karış açık kaldı. Çünkü yıllardır sadece girişteki masada oturup kitap okuyan, sadece yemek yemek ve namaz kılmak için dışarı çıkan Rauf Bey şuan yanlarında yerde duruyordu. Rauf Bey hemen kalktı, masasına gitmeye yeltendi, ama nafile! Çocuklar Rauf Bey’in kolundan tuttuğu gibi masaya önce adamı oturttular, sonra da kendileri oturdular. Dilara, Sahra ve Allahverdi bir tarafta, Rauf Bey ise tam karşılarında oturuyordu. Üç çocuğun da imalı bakışlarını gören Rauf Bey, istemeye istemeye söze girdi:

– Çocuklar, evet orada size yardımcı olan adam ben idim. Ben de bu kitabı sizin yaşlarınızdayken keşfetmiştim. Ama benim o kitabı bulduğumdan kimsenin haberi olmadı ve belki de kitabın varlığını bilmiyorlardı. Ama sadece bir gün dedem bana kütüphanede çok güzel bir şey olduğunu ama kendisinin bulamadığını söylemişti. Ona da bunu dedesi söylemiş. Ben de bir gün merakla arka taraflara gitmişti. Orada gördüğüm bir kitabı almaya çalışırken yanlışlıkla o kitap düştü ve bir anda o parlak ışık huzmesi yayıldı. Önce neler olduğunu anlamadım fakat hemen sonra ışık huzmesi beni kendine doğru çekti. Bu sayede tarihteki pek çok şeye tanık oldum aslında. Kimi zaman şuan gizemini hala koruyan Göbeklitepe’de işçi olarak çalıştım, kimi zaman Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey’in yanında diğer beylikleri fethettim, hatta Yavuz Sultan Selim ile aşılmaz denilen çölleri aştım. Birkaç gün önce de Dilara’nın kitabı bulduğunu gördüm ve o heyecan beni yeniden kapladı. Bugün de Sahra sayesinde açılan kitaptaki ışık huzmesini görünce ben de sizin arkanızdan geldim. Sonra sizin bir tehlike ile karşılaşacağınızı gördüm ve mecburen günümüz Türkçesi ile konuşmak zorunda kaldım çünkü yoksa beni anlamaya bilirdiniz.  O mağaradaki çizimler de bana aitti. Ben sizi uzaktan izledim ve çizimleri anladığınızı gördüm. O an sizinle gurur duydum çünkü herkes onları anlamaya bilirdi. Siz birer zaman yolcusu olmayı fazlasıyla hak ettiniz. Sizi tebrik ediyorum. 

Bu sözler üzerine Allahverdi’deki ego yine tavan yapmıştı. Hemen konuşmaya başladı:

– Eee Rauf Amca her zamanki halimiz yani buna şaşırmana gerek yok.

Dilara bir bekledi, iki bekledi ama baktı ki bu susmayacak, elini yumruk yaptı ve:

–  Allahverdi yeteeeeeeeer! Sus be artık! Sen de nasıl bir ego var ya!

Allahverdi bunu duyduğu an yerinden sıçradı. Utançtan yerine oturmuştu. Allahverdi hariç hepsi de gülüyordu.

1 saat kadar sonra çocuklar ödevlerini bitirip evlerine döndüler. Onlar mutlulukla evlerine dönüyorlardı ama biri hiç de mutlu değildi. acaba o kişi kimdi?

(9. bölümü en kısa sürede yayımlayacağım. Sizden okuyup yorumlamanızı rica ediyorum. keyifli okumalar…)

 

Bu gönderiye oy ver!
[Toplam: 2 Ortalama: 5]
Bu gönderi Masal, Öykü. kategorisinde gönderildi.

2 düşünülmüş “KÜTÜPHANEDEKİ SESLER-8. BÖLÜM

aysu için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir