Ben Şahan Ailesi’nin on iki yaşındaki afacan oğlu Kerem’im. İşte sorun burada; “afacan”ım! Sanırım bu yüzden annem ve babam benle kız kardeşim Alya kadar ilgilenmiyor. Yani anlayacağınız ailede Alya hariç muhattabım yok. Üç yıl önce, Alya doğmadan öncesine kadar benle çok ilgileniyor, yemeğimi ve sütümü içirip öyle yatırıyorlardı. Ama Alya doğduktan sonra önceki hallerinden eser kalmamıştı.
Ben de alışmıştım artık; kendime bakıyor, ihtiyaçlarımı küçük yaşta kendimi kaptırdığım YouTube platformundan kazanıyordum. Bazı kişiler karşıydı ama benim tek çarem sosyal medyaydı.
Yine bir gün rutinleşen hayatımı yaşıyordum;
- sabah kalk
- yumurta haşla
- üstünü giyin
- okula git
- dönünce biraz oyna
- ödevlerini yap
- geceleyin yat
Ama okuldan dönünce bir şey farkettim; ev fazlasıyla boştu. Babam eşyaları kamyona, annem de kıyafetleri bavula yüklüyordu. Anneme sordum, ama herhangi bir yanıt alamadım. Ev boşalıp hala muhattap bulamadığımda dışarı çıktım ve evin karşısındaki bir kaldırım taşına oturup annemleri izledim; Alya kucağında, arabaya doğru ilerliyordu. Annem arabaya bindiğinde annemler aralarında konuşuyorlardı;
– Fulya, Kerem’in bavulunu ver canım.
– Tamam, canım.
Annem bagaja yönelip mavi bir bavul çıkardı. Eline aldığı gibi benim tam önüme fırlatıp arabaya tekrar bindi. Kalbimin atışları yükseldi, çünkü yalnızlığa adım atacağımı anlıyordum. Bir anda ayaklanıp arabaya doğru koştum ama babam arabanın gaz pedalına çoktan basmıştı bile. Hızlanana kadar arabanın arkasından koşturup “anne nereye gidiyorsun? Beni bırakma!” diye bağırıyordum ama ne fayda. Çoktan ufuk çizgisinde kaybolmuştu emektar kırmızı arabamız. Şimdi ne yapacaktım? Güneş gibi sıcacıktı ya annemiz. İşte o gidince kalbim buz kesiliyordu.
(DEVAM EDECEK)