ORMAN

17 yaşlarımda 11. Sınıftaydım. O zamanlar geniş bir çevrem ve oldukça kalabalık bir arkadaş grubumuz vardı. Gruptan birkaç kişi kendi arasında plan yapmış ve bu akşam okulun arkasındaki ormanın yakınlarında bir parkta buluşup, sohbet edip bir şeyler atıştıracaktık. Beni de kendi aralarında yaptıkları bu buluşma için çağırdılar. Kulağa oldukça eğlenceli gelmişti. O sebepten ötürü çok düşünmeden tekliflerini kabul ettim. Akşam olduğunda saat 9.00 gibi hazırlanıp evden çıktım. Bahsettikleri orman ve park benim evimin hemen arka sokağındaki başka bir spor parkının yanındaydı. Parka doğru yürümeye başladım. Ormanın yanından geçerken içimde tuhaf bir his oluşmuştu. Ormana doğru bakarken bir yandan da yüzüme doru vuran soğuk havada bu tuhaf hissin korkuyla karışmasını tetikliyor beni biraz daha endişelendiriyordu. Ormana takılıp kalmamın sebebi aklıma bu ormanla ilgili kasabalılar tarafından dillerde gezen birkaç efsanenin gelmesiydi. Bunların arasında en popüler olanı bu ormana girenlerin bir daha geri çıkamayacağı çıksalar bile bundan sonraki hayatlarında birçok aksaklıklar yaşayacakları ve mutlu olamayacaklarıydı. Orman hakkında kişisel fikirlerimi düşünürken solumdan gelen “Hey james” sesiyle irkildim. Bu linda’nın sesiydi. Diğerleriyle birlikte geliyorlardı. Geç kaldıkları için özür dilediler ve hep birlikte parka vardık. Biraz sohbet edip bir şeyler yedik ve yapacak bir şey bulamayınca doğruluk mu cesaretlilik mi tarzında bir oyun oynamaya karar verdik. Sıra bana gelmişti. Daha önceden basit görevler verdiklerinden biraz zor bir görev aramaya başladılar. Biraz düşündükten sonra Daniel Robert’ın kulağına eğilerek birşeyler söyledi. Robert kafasıyla Danieli doğrulayarak, ormanın içine girmemi ve orda yaklaşık 15 dakika bekleyeceğimi söyledi. Tabiki de ilk başta bu görevi reddettim. Çünkü asıl niyetlerinin benimle eğlenmek olduğunu biliyordum. Bir yandan da bu ormanla ilgili hikaye ve efsanelerde çok düşünmeden oyun dışı olmak istememe neden olmuyor değildi. Uzun süre düşündükten sonra linda “ Hadi ama bu kadar korkak olma” diyerek gülmeye başladı. Onun gözünde “korkak” durumuna düşemezdim, hiç kimsenin gözünde de bu duruma düşmek istemezdim. Birden bunları da göz önünde bulundurarak saçma bir oyun için bu görevi kabul etmiştim. Ormanın önüne yürümeye başladık. Grupta girmemde ısrar edenler olduğu kadar kesinlikle girmememi söyleyenlerde vardı. Ormanın önüne vardığımızda etrafı tellerle ve duvarlarla kaplı olduğundan arka taraftan dolanmak zorundaydım. Onlara veda ederek giriş yerine doğru yürümeye başladım. Ormanın dışı bile o kadar ürkütücü idi ki daha yanından geçerken bile yutkunan ben, birazdan içine girecektim. Girişin önüne geldim ve içeri girdim. O an ki hissi size anlatamam. Orada beni öldürseler daha az korkardım emin olun. Belki sokağa bakan tellerden arkadaşlarıma bakabilirim diye düşünerek yürümeye başladım. Bir yandan da sadece 15 dakika buradayım diyerek kendimi teselli ediyordum. Bir süre yürüdükten sonra etrafımda tel falan olmadığını fark ettim. Nereye gitsem sanki hep aynı yerdeymişim gibiydi. Ama bu olanaksızdı. Dışardan gözüktüğü üzere etrafımda mutlaka tellerin olması gerekirdi. Telefonumdan saate baktım. Süremin dolmasına tam 5 dakika vardı. En iyisi ormanın girişine yürüyeyim diye düşünerek ne taraftan geldiğimi düşünmeye başlamıştım. Buradan geldim, hayır hayır şu taraftan. Aslına bakarsanız buradan da olabilir. Anlaşılan kaybolmuştum. Bir ağacın altına oturup ağlamaya başladım. Ormandaki o taze yaprakların yerini almış kurumuş sararan ağaç yaprakları, soğuk ve rüzgarlı havayla birlikte yere düşüyor, hiçbir sesin olmamasından kaynaklı olarak yüksek bir ses çıkartıyor ve beni her seferinde biraz daha korkutuyordu. Telefonumda saat 12.28’i gösteriyordu. Buraya geleli tam 40 dakika olmuştu. Ve hala buradaydım. Orman hiçlikten ibaretti. 3 metrelik ağaçlar ve karanlıktan başka hiçbir şey göremiyordum. Hah. Ne kadarda aptalım. Ben en son arkadaşlarımla buluşacaktım. Neden bu ormana girmiştim ki? Merakımdandır belki. Ne işim vardı burada. Arkadaşlarım beni beklemeden gitmişlerdir bile. Yine onları ektiğimi düşünecekler. Ama neden burada olduğuma dair en ufak bir fikrim bile yok. Her neyse bunlar şuan umurumda değil. Bunları düşünürken ormandaki seslerin birden daha katı bir hal aldığını ve daha da belirgin hale geldiğini fark ettim. Sanki birisi bir şeyler söylüyordu, ormanda benim olduğumu bilirmişçesine, özellikle bana. Ayağa kalkıp biraz daha ilerlemeye başladım. Fakat İlerlemek bana iyi gelmiyordu. Her adımımda içimde ki gerilim biraz daha artıyordu. Bunu durduramıyordum. Telefonumu açtım. Saat 01.40’ı gösteriyordu. Burada geçirdiğim her saat, dakika, her saniye beni biraz daha daraltıyordu. Tekrar bir ağacın altına oturdum. Çok yorulmuştum. Ben buraya neden gelmiştim. En son evimde, kendi odamda, ders çalışmak için kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Evden neden çıkmıştım, Ve buraya nasıl gelmiştim? Anlamıyorum. Arkamdan gelen ayak sesleriyle irkildim. Genç bir kız. Bana doğru koşuyordu. Yanıma geldi durdu. Yaklaşık yarım saniye yüzüme baktı. Beyaz tenli, 1.65 boylarında, alımlı, güzel, üstünde yırtık bir kot ve neredeyse her yeri delik deşik olmuş bir t-shirt vardı. Yarım saniye yüzüme öylece baktıktan sonra ben dedi. Yutkundu. Ve cümlesini tamamladı. “Ben neden burada olduğumu bilmiyorum.” Kıza bakarken gözlerim dolmaya başladı. Çünkü karşımda duran kızın ben olduğumu fark ettim. Bir an uyandım. O kadar yorulmuştum ki yerde uyuya kalmıştım. Ama ağacın altında değil ormanın başka bir bölümündeydim. Nefes nefese ayağa kalktım. Çok korkmuştum. Ama, bir saniye. Ben neden korkmuştum? Derken birden ormanın bir çıkış kapısı olduğunu gördüm. Vakit kaybetmeden oradan koşarak dışarı çıktım. Mutluluktan ağlamaya başladım. Kendimi toparladıktan sonra bir parkın önüne kadar yürüdüm. Duraksadım. Kendimle ilgili birçok şeyi hatırlamadığımı fark ettim. Adım vardı. Annem ve babam birde üçümüzün yaşadığı güzel bir evimiz. Ve 11. Sınıf öğrencisi olduğum. Ama asıl sorun şu ki evimin yolunu da hatırlamıyordum. Soluklanmak için parka girdiğimde orada bir kızın oturduğunu gördüm. Beni görür görmez koşarak yanıma geldi, bana sarıldı ve “Beni çok korkuttun James” dedi titrek bir sesle. Anlamadım, ismimi nerden biliyorsunuz diye sordum. Birden ellerimi bıraktı. “Anlıyorum James bana kızgınsın. Ama beni bu şekilde korkutman hiç hoş değil.” Dedi başını öne eğerek. Anlamamıştım ama çok yorgundum ve bir an önce eve gitmek istiyordum. Beni eve bırakır mısın? sanırım yolu bilmiyorum. Diye sordum. Tabi ki. Dedi ve yürümeye başladık. 15 dakika kadar bir sürede vardık. Evet burası benim evimdi. Sonunda. Teşekkür ederim hanım efendi siz olmasanız belki de sokakta kalacaktım dedim eve gelmenin mutluluğuyla. “Adım Linda James şakamı yapıyorsun? Hani oyun oynarken senden 15 dakika ormanda kalmanı istemişti ya Robert? Hatırlıyorsun değil mi?” dedi korkmuş bir yüz ifadesiyle. Ne oyunundan bahsediyordu? Hem ben bu kızı ilk kez görüyordum. Birine mi benzetmişti acaba? Duraksamış olmamdan anlayacak ki “Sen çok yoruldun galiba. Hadi evine gir ve uyu biraz yarın görüşürüz” diyerek hızlı adımlarla uzaklaştı. Neyden bahsettiğini gerçekten anlamamıştım. O ormanda ne işim vardı? Neden kaybolmuştum? Neden gitmiştim oraya? Neden üstüm başım yırtık pırtıktı? Ve o kız kimdi? Her neyse aradan 4 yıl geçti. Artık düşünmek istemiyorum bu olayı. 

Bir dakika, ben size bir anımı anlatacaktım. Hangi anımı anlatacaktım? Ya da belki de çoktan anlatmışımdır. Kusuruma bakmayın biraz unutkanımdır da.

Bu gönderiye oy ver!
[Toplam: 3 Ortalama: 3.3]
Bu gönderi Öykü. kategorisinde gönderildi.

Bu gönderi hakkında ne düşünüyorsun? “ORMAN”

meral için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir