Gündüzler geceleri, güneş ayı ve ilkbaharda açan çiçekler, sonbaharda dökülen yaprakları kovalar. Sanat; ne güneşin ayı kovalaması ne de gündüzlerin geceleri kovalamasıdır. Sanat; incidir, takvim yapraklarının yere bir bir dökülürken dumanı tüten, eşsiz kahvenin kokusunun insanda bıraktığı hissiyattır. İncinen kalplerin, eşsiz bir anahtarla onarılması, adeta bir kafeste esir olanların, mühürlenmiş olan kilidinin paramparça olmasıdır.
Ruhumuzda hissettiğimiz renkli bir fırça darbesinin kırıntıların içinde yüzen bedenimiz, yalanlar ile gerçekleri ayıran bir ufuk çizgisini karıştıracak kadar acizken, kendimizi sanatın kurumuş mürekkebinden ayrı tutmakta nedir? Sanat… Sanat nedir sizin için? Beş harf ve iki heceden oluşan bir kelime mi sadece? Ya da siyah ve beyaz bir resim, satırlarında gizlendiğimiz, içinde kaybolduğumuz cümleler, ahenginden çok etkilendiğimiz bir müzik veya kusursuz bir tablo mu? Sanat belki göreceli bir kavramdır, bilemeyiz. Fakat ‘sanat’ kelimesi benim için bir müzik, bir tablo, bir resim değil. Dünya da bize sunulan bir sanattır, her mevsim tek tek yere düşerken bile, ahenkle dans etmeye devam eden yaprakta bir sanattır benim için. Yağmur damlaları birer birer dökülürken, gökyüzünden kokan toprak kokusu da eşsiz ve mükemmel bir sanattır benim için. Ya da en basitinden sanat, her aynaya baktığımızda karşımızda gördüğümüz, bedendir aynı zaman da. Gözümüzden firar eden gözyaşları, dudaklarımızdan damlayan her kelime, acı ile gülümserken dudaklarımızın kıvrılması ve gülümsediğimizde yanağımıza oluşan derin çukur da bir sanattır.
Ve evet… Belki de en güzel sanat, sen ayna karşısına geçtiğinde gördüğün, yeri geldiğinde sana gülümseyen, yeri geldiğinde senle ağlayan kişidir.
Motive edici. Eline sağlık çok güzel oluş.
Olmuş*