ODA 2. BÖLÜM

Anlamsız tuhaf bir hisle ayağa kalktım. Bulunduğum odadan dışarı çıktım. Yine aynı şeyleri mi yaşayacağım ben ? Beynimin içi iyice bulanmıştı. Silkindim. Yok canım ben sadece rüya içindeyim . Kendimi tekrar çimdikledim. Ayyy diye bağırmışım. Yok rüya değildi. Gerçekti bu yaşadıklarım. Hadi bakalım Marry Ann dedim kendi kendime. Madem bir zaman boyutu içindesin. Kaçamıyorsun, ee geri de dönemiyorsun. O zaman çaresizce karşına çıkacaklarla yine baş etmek zorundasın. Artık durumumu kabullenmiştim. Yıllar önce yaşadığım şeyleri düşünürsek aslında garip bir durum yoktu. Tabı size göre garip, bana göre değil. Odadan çıktığımda kendimi koridorun başında buldum. Alabildiğince önümde uzanan ve en ucu perspektif resim gibi bir noktada birleşen koridor da duruyordum.  Koridorun sağ ve sol tarafında uzanan sayısını bilmediğim odalar vardı. Küçükken ben her birine bir isim vermiştim. Mavi oda, kırmızı oda , ayı Po’nun odası ( ki en sevdiğim oyuncağımdı), şeker pembe oda vs vs. Her birine verdiğim bu isimler büyüdükçe değişmeye başlamıştı. Karanlık oda, gri oda, yaşlı Harry’nin odası vs vs . Bu arada yaşlı Harry köpeğimin ismiydi. Koridor tavanlarında kabartma resimler sanki canlanmış bana bakıyordu. Yukardan tavandan aşağıya bakan adam gravürü beni bir an korkuttu. Yerde koridor boyunca uzanan kırmızı ve siyah karışımı atlas halılar oldukça eskiydi. Hemen yanımda duran devasa yukarıya kadar yükselen altın varak ile çevrili ,eski antik aynaya gayri ihtiyari baktım. Kendimi aynada gördüm. Diyeceğimi sandınız değil mi. Hayır bu ben değildim. Henüz 20 li yaşlarda olan karşımdaki kadının, yaklaşık 1 70 boylarında siyah uzun saçları vardı. Heyecanla baktığımda benle birlikte irileşen simsiyah gözlerinin  de büyüdüğünü ve bana baktığını fark ettim. Aynadaki genç kız bana sağ eliyle yan taraftaki odaya girmem için işaret veriyordu. Korkunç bir ürperme her tarafımı sardı. Bu da kim ve bana neden yan odayı gösteriyor. Hah tamam ben yine hayal ülkesine gittim. Çocukken hep bunu yapardım. Hayal ülkem vardı ve ben oranın kraliçesiydim. Adını Skyland koymuştum. Orada tüm çocuklar mutluydu. Ağlamak yasaktı yada üzülmek. Ama bazen benim hayal ülkemde ne yazık ki kararabiliyordu. Bazen korkunç bir hal alabiliyordu. O zamanlarda demir karyolamda kirli ve rengi kaçmış ince yorganımın altına girer, yok olmak isterdim. Ha şunu söylemeden geçmeyeyim. Ben bu zengin aileye sonradan dahil oldum. 10 yaşına kadar kimsesizler yurdunda kaldım. Kirli yorgan, demir karyola dedim ya işte orası benim güvenilir sığınağımdı. 10 yaşına kadar yaşadığım bu kırık dökük eski yetimhane yıllarım oldukça zor geçmişti. Korkunç ve ölüm dolu yıllar…..Gözlerimin önünde beraber yaşadığım bir çok çocuğun teker teker ölümleri ve ceset görüntüleri belirmeye başladı. Evet bu yetimhanede çocuklar ya kayboluyordu. Ya da sebepsiz nedenlerle ölüyordu. Birden titreme tuttu beni. Kafamı hızla sallayarak kendimi kendime getirmeye çalıştım. Silkelenerek bu eski hayatımın resimlerinden sıyrıldım. Mary Ann yapma bunu kendine ! diye söylenerek derin bir nefes aldım ve tekrar aynaya baktım. Görüntüdeki kadın bulanıklaştı. Başka resimler belirmeye başladı. Ayna kırmızı kan rengine döndü. Sanki bir su gibi dalgalanmaya başladı. Ve içinden bir el bana doğru uzanarak sağdaki odayı gösteriyordu. Çığlık attım. Korkudan kaskatı kesildim. Arkasından bir çığlık sesi. Yardım et! …….

Bu gönderiye oy ver!
[Toplam: 3 Ortalama: 5]
Bu gönderi Masal, Öykü. kategorisinde gönderildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir