Tatilin ortalarındaydı. Berk tatil için Kuş Adası’na ailesi ile birlikte gitmişti. Tatilin en güzel kısımlarıydı. Zaten her gün denize girip eğleniyordu. Aradan vakit geçer Berk kendini yapayalnız hissediyordu ama kaybolduğunun farkında değildi. Kumsalda yürürken kendisi gibi uzun boylu, kıvırcık saçlı bir çocuk görmüştü. Çocuğun ağlamaktan yaşı kurumuştu. Berk yanına gitti, çocuğun tam omzuna dokunacakken bir titredi ancak çocuğun hali içler acısıydı. Yanına oturdu ve sıkıntın nedir, neden ağlıyorsun? Diye sordu. Çocuk halini anlattı, kanserdi yakında ölebilirdi, son günlerini iyi geçirmesi lazımdı. Çocuk şunları ekledi:
‘’Bu kumsalda yürürken o taşlar nasıl ayağına batıyorsa, gün gelecek sende halimi anlayacaksın. Empati kurman gerekecek ve o zamanda benim gibi hissedeceksin.’’
Berk hala kaybolduğunun farkında değildi ama nasıl olduysa arkasına döndü ve kumsal boyu koştu. Ayağına taşlar batsa bile devam etti acı çekmeyi öğrenecekti.
Koşarak annesinin ve babasının yanına gitti. Babası hazırlanıyordu, Berk gün batımında ufukların karardığı zaman yetişti. Eve gittiğinde bu anısını günlüğüne yazdı. İlk yapacağı iş gidip kanserle mücadeleye karşı bir vakıfa para yatıracağıydı.